Sokrates’çi Okullar’ın Basit ve Halka Dönük Felsefeleri

Sokrates’çi Okullar’ın Basit ve Halka Dönük Felsefeleri - Ali Timuçin

Resim:  Jacques-Louis David

Eski Yunanistan’da Platon, Aristoteles, Epikuros ve Stoa’cılar köklü öğretileriyle dikkati çeker. Bu öğretiler o dönemin genç kuşaklarında da düşünsel izler bırakmıştır. Hatta adını andığımız felsefelerin kurucuları öldükten sonra da onların çömezleri bu felsefe anlayışlarını kendi okullarında uzun bir süre yaşatmışlardır. Bu okullardan yetişen filozofların da birbirlerinin felsefeleriyle hesaplaştığını hatta yer yer birbirleriyle etkileşerek düşüncelerini zenginleştirmeye çalıştığını görüyoruz. O dönemin tüm felsefeleri adını andığımız bu felsefeler kadar köklü düşünce üretimi içinde olamadı. Tümüyle toplumsal siyasal sorunlardan uzakta, bireyci bir çizgiyi izleyen Sokrates’çi okullar böyleydi. Felsefeleri daha çok uygulamaya dayalı ve yüzeyseldi. Onlar Platon’un Akademia’sı ya da Aristoteles’in Gezginler okulu gibi düzenli eğitim kurumları da yaratabilmiş gibi görünmüyor. Hatta Sokrates’çi okullar Epikuros’çularda ya da Stoa’cılarda olduğu gibi öncülerine çok bağlı ve öncülerinin düşüncelerini çok fazla geliştirebilen filozoflar da çıkaramadılar. Yine de Eski Yunanistan’ın toplumsal ve siyasal açıdan çok sorunlu bir döneminde ortaya çıkan Sokrates’çi okulların da felsefe tarihinde sanılanın tersine önemli izler bıraktığını söyleyebiliriz.

Sokrates’çi okullar Megara okulu, Elis Eretria okulu, Kinikler okulu ve Kyrene okuludur. Bu okulların kurucularının Sokrates’den etkilenmelerinin yanısıra bir ortak yanları daha vardır: toplumsal yaşamın dağılmışlığına ve buna bağlı olarak yaşanan ahlaki çöküntüye karşı bireyin nasıl dirençli kalabileceğinin yollarını aramışlardır. Sofistlerin kuşkuculuğa açılan bilgi anlayışından etkilenseler de onların dünyaya bakışlarını körü körüne izlememişlerdir. Buna göre salt topluma uyarlanmanın değil toplumdışı tutumların da güç koşullarda bireyi dingin kılacağını göstermişlerdir. Onların genel ölçülerin dışına çıkan aykırı yanları Stoa’da ve Epikuros’da değişik biçimde yankısını bulmuştur.

Erdemi Eyleme Dayandıran Filozof

Bu okulların kurucuları Sokrates’in yalnız düşünce dünyasından değil onun kişiliğinden de etkilendiler. Örneğin Sokrates’in dirençli ödün vermeyen kişiliği başta Kinikler okulunun kurucusu Anthistenes’i (M.Ö.444-315) etkilemişti. O öğrencilerine de Sokrates’le çalışmayı önerdi. Yorucu bir yolu sırf Sokrates’in derslerini kaçırmamak için kateden Anthistenes direngen yapısını Sokrates’e borçluydu. O da Sokrates gibi erdemin öğretilebilir bir şey olduğunu ve mutluluk için erdemlilikten başka bir şeye gerek olmadığını düşündü. Ancak Sokrates’den Platon’a uzanan ve erdemi bilgiye dayandıran anlayışa uzak düşen bir bakışla erdemi daha çok eyleme dayandırdı. Bu durum onun evrensel bilgiyi yadsıyan bakış açısıyla tutarlıydı. O birkaç iyi insanla tüm kötülere karşı savaşmanın birçok kötü insanla birkaç iyi insana karşı savaşmaya yeğlenmesi gerektiğini düşündü. Anthistenes’den farklı olarak Sokrates insanın yetersizliklerine karşı savaşımında yine de yurdunun yasalarına başkaldırmadı, toplumdışı çözümler aramadı. Anthistenes’in Sokrates’den ayrıldığı yan bilgeyi her türlü toplumsal bağların dışında düşünmesiydi. Ona göre bilge kendine yeter çünkü başkasının olan her şey onundur. Bilge doğal olarak iyiyi seçer. Hatta Anthistenes kötü birileri onu övdüğünde yaptığı eylemin doğruluğunu sorgulamıştır. Anthistenes’in bireyci ahlakı bir siyasal toplum eleştirisini de içinde taşır. Buna göre o devletlerin iyiler ve kötüler arasında ayrım gözetmediği için yıkıldığını vurgular.

Anthistenes’in hayranı ve izleyicisi olan Sinop’lu Diogenes’se onunla tanışmamış bile olabilir. Hatta Sinop’lu Diogenes’e (M.Ö.413-323) Kinikler okulunun bakış açısını sulandırdığı eleştirileri de gelir. Diogenes kendine yeten bilge örneği gibi durur. Bununla birlikte daha çok bir dilenci gibi yaşamıştır. Yine de o eylemi öne çıkaran yanıyla başta Epiktetos olmak üzere Stoa’cıların esin kaynağı gibi görünür. Her türlü toplumsal ve siyasal etkiden bağışık doğaya uygun bir yaşam sürdürür. Ancak onun doğaya uygun yaşamdan anladığı Stoa’cılardan bir ölçüde farklıdır: toplumsal gereklerin dışında gündelik gereksinimlerini gidermek bilge için yeterlidir. Hiçbir toplumsal ve siyasal bağlantıya gerek duymadan doğal gereksinimlerini giderebildiğinde insan erdemli ve mutludur. Diogenes ona hayran olan imparator Aleksandros’a bile yüz vermez, kendini hiç kimseye hiçbir yere bağlı duymaz, kendini daha çok bir dünya yurttaşı gibi duyar.

Bilgelik Yağmalayana Rastlamadım

Eris-Eretria okulunun ve Megera okulunun filozofları da direngen yapılı insanlardır. Örneğin Megara okulundan Stilpon’a (M.Ö.380-300) Megara kenti yağmalanırken kaybolan bir eşyası olup olmadığı sorulmuş. O da bakmış ne yitirmiş olabilirim diye sonunda bilgelik götüren birine raslamadım demiş. Adını andığımız bu filozofların bilgikuramları ve buna bağlı sağlam bir ahlak öğretileri yoktu. Aralarında ya Kinikler gibi evrensel düşünceyi yadsıyan bir anlayışı sürdürenler vardı ya da Megara okulunda olduğu gibi çıkarımsız söz oyunlarına dayalı tartışmaların peşinden gidenler vardı. Yine de onlar felsefelerini doğrudan eyleme döküp yaşama geçirdiler. Günümüzün felsefe tarihinin bilgisinden uzak söz oyunlarına dayalı felsefelerini çağrıştırabilirler. Ama onların tutumlarında ve eylemlerinde gördüğümüz “dayanma gücü” dönemin güç koşullarında doğan yeni felsefelerin esiniydi, toplumsal ve siyasal düzeni onaylama aracı değildi. Stoa’cıların katlanmaya dayalı ahlak öğretilerinde hatta Epikuros’un hazza dayalı ahlakında bile onlardan derin izler bulunur. Ama Epikuros belki de daha çok Kyrene okulunun kurucusu Aristippos’dan (M.Ö.430-?) etkilendi.

Aristippos iyi eğitimin olanaklarını Sokrates’de gördü ondan eğitim aldı. Haz dolu yaşamı daha çok Dionysios’un sarayında buldu, parayı ve eğlenceyi de orada buldu. O da Kinikler gibi siyasal düzenden bir şey beklemiyordu. Bu nedenle felsefeyi daha çok iyi insan ilişkileri kurabilmeyi sağladığı için önemsedi. Aristippos bedensel hazlara daha fazla dikkat çekti. Bunların da daha hoşluk verenleri olan devinim içindeki hazları yaşanası gördü. O pırıltılı yaşamı seven biriydi. Güzel sofraların hoşluklarını gördü ama bunlarda da aşırıya kaçılmamalıydı. Yani devinim içindeki hazların da yumuşak olanları sert olanlara yeğlenmeliydi. Oysa Epikuros’un düşüncesine göre bir parça ekmek ve su insana yeterdi. Dinginlik içindeki hazları yani karın hazlarını giderdi mi insanın mutlu olmaması için hiçbir neden yoktu. Yeter ki insan usunu iyi kullansın seçimlerini sakınımlılıkla yapsın ve devinim içindeki hazlara kapılmasın. Böylece sürdürülen erdemli bir yaşam doğal olarak iyiydi ve mutluluğu getirecekti. Büyük acılar olmadıktan sonra sorun yoktu. Aristippos bedensel acılara katlanmayı çok daha güç bulurken Epikuros tersine ruhsal acıları geçmişten geleceğe uzanımlı olduğu için daha katlanılmaz buluyordu.

Tiranla İlişkiye Giren Köle Olur

Epikuros Aristippos’un haz ahlakının yanısıra Demokritos’un atomcu fiziğinden de yararlanarak çok daha derinlikli bir felsefe ortaya koydu. Ama Aristippos’da Epikuros’da da değişik biçimde görüldüğü gibi insanın seçme gücü önemliydi. Aristippos’un örneğiyle tıkabasa yiyen ama bedensel alıştırmaları da tavsatmayan birinin durumu her şeyi okuyup yararlı olanı okumayan birinin durumundan farklı olmayacaktır. Aristippos yine de daha çok anlık hazların peşinden gider, iyi ilişkiler kurup iyi koşulları aramaya bakar. Hatta Diogenes bir gün ırmağın kıyısında yeşillik yıkarken Aristippos geçiyormuş. Diogenes ona bunları yiyebilsen tiranların saraylarında dolanmazdın diye takılınca Aristippos da insanlarla iyi ilişkiler kurabilsen bunları yemezdin yanıtını vermiş. Aslında bu bakış açısına göre Diogenes Epikuros’un ahlakına daha yakındır. Ama Aristippos’un hazcılığı devinim içindeki hazların yumuşak biçimde yaşanması gerektiğini bildirirken kendine egemen insanı bize tanıtlar: hiçbir kimsenin ya da hiçbir şeyin tutsağı ya da bağımlısı olmayan insanı. O metresi Lais’le ilişkisini kınayanlara şöyle demiş: “Lais’i tutuyorum ama ona tutkun değilim. Çünkü en iyi şey hazlardan uzak durmak değil onlara yenik düşmemek ve üstesinden gelmektir.”

Sonuçta Sokrates’çi okulların bilgi felsefelerine tuttukları ışık çok güçlü görünmeyebilir. Ama o dönemin koşullarında her kesimden insan için direnç kaynağı oldukları yadsınamaz. Toplumsal ve siyasal yaşamı zorlayabilecek olanaklar sınırladığında toplumsal yaşamın en dışına düşen filozoflar bile örnek yaşamlarıyla tutunacak dallar olurlar. Onlar birer kendine egemen insan örneğidir. Dionysios’un “Tiranla ilişkiye giren özgür gelse bile ona köle olur çıkar” sözüne karşılık Aristippos “Özgür geliyorsa köle değildir” sözünü edebilmiştir. Stoa’nın son dönem filozoflarından Seneca’nın “Güvenli bir yolun izini sürmek alçak ve tembelin işidir. Erdem yükseklerden gider” sözü ahlaki öğretilerin biraz da yaşamın içinde yüreklice eylemlerle biçimlendiğini bize duyurur. Gerçi siyasetin güvensiz ortamı Seneca’nın başını yemiştir. Ama Stoa’nın kurucusu Zenon’dan Marcus Aurelius’a kadar Stoa felsefesi zorlu koşulları yaşanılır kılmaya çalışan daha derinlikli filozoflar çıkarmıştır. Sokrates’çi okulların filozofları da Stoa düşüncesi için ve başka felsefeler için esin kaynağı olmuş, her kesimden her yerden gelen insanların felsefeyle uğraşabileceğini göstermek açısından iyi birer örnek oluşturmuştur.

Ali Timuçin

9 Eylül 2021 Perşembe | 213 Görüntülenme

İlgili Kategori: Deneme

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler

Bu İçerikler de İlginizi Çekebilir