Aias ve Coriolanus

Aias ve Coriolanus - Afşar Timuçin

Tanrıların Buyruğuyla Da Olsa Bir Kahraman Yanlış Yapmamalıdır

İyiden iyiye gevşemiş hatta pelteleşmiş, onursuzca çıkar peşinde koşan bir dünyada kahramanlara ve kahramanlıklara yer var mı hala? Var gibi görünmüyor. Gene de çok ararsanız orada burada bir dört yol ağzında bir kenar mahallede bir sokak arasında bir kahramana raslayabilirsiniz. Arka mahallede kahraman diye kimseleri bulamazsanız Aygır Fatma’ya uğrayabilir, bu dikkafalı ve sıcak yürekli kadının bir acı kahvesini içebilirsiniz. Onun size temiz bir oyun oynayabileceğini size yalanlar söyleyebileceğini düşünmeyin. Aygır Fatma yalansız dolansız sağlam kadındır, annelerinden yapmacıklık ve hesaplılık dersi almış burjuva kızlarına benzemez. Aygır Fatma’nın içi dışı birdir. Bir gün sizinle onu daha geniş konuşabiliriz. Belki şu garip dünyada görünür kahramanlardan çok kıyıda köşede kalmış kahramanlara bakmalıyız.  Kahpece öldürülene kadar o hep içi dışı bir Aygır Fatma olarak kaldı. Büyük kahramanlara gelince onların izini sürmek gerçekten çok zor artık: kahraman dediğin nitelikli bir savaşçıdır, herhangi bir savaşçı da değildir, başını inancının yoluna koymuş biridir. Kimseye arkadan saldırmaz, kimseyi arkadan vurmaz.

Gerçek kahramanların yanlış yapma hakları yoktur. Yanlış yaptıkları zaman kahraman olmaktan çıkarlar. Herkes yanlış yapabilir ama kahraman yanlış yapamaz. Kahraman yanlış yaparsa gülünç olur ve tümüyle anlamını değerini onurunu yitirir. Kahraman kurnaz değil uyanıktır. Kurnazlık gibi bayağılıklar ona gitmez. Tanrılara gelince, onlar zaman zaman kahramanca davransalar da kahramanlıklarına güvenilemeyen varlıklardır, gerektiğinde tuzaklarını sinsice kurarlar, kahramanlardan da pek hoşlanmazlar. Tanrılar gerçek kahramanların kendilerine yakıştıramayacakları oyunları pek güzel oynayabilirler. Bereket bu tanrıların insan yaşamı üzerinde büyük etkileri yoktur. Bazen yürekleri iyiliğe de çalışır. Odysseus ülkesine ya da kentine dönmekte geç kalınca hem kral olmak hem de karısı Penelope’yle evlenmek hırsına kapılan birçok çapulcu saraya doluşmamış mıydı? Odysseus o çok uzun seferden dönünce baskıdan bunalmış olan Penelope’nin acıklı durumunu gördü. Bereket oğulları Telemakhos annesinin yanındaydı, onun yılmaz bir savunucusuydu. Bu zor durumunda Odysseus tanrıça Athena’yı yardıma çağırdı ve onun desteğiyle bu rezil kalabalığa dersini verdi. Bazen böyle olsa da tanrılar insanların işine çokça karışmazlar. Epikuros’a bakarsanız kendileri de atomlardan yapılmış olan tanrıların dünyası insanların dünyasından epeyce ayrıdır.

Büyük trajedi yazarı Sophokles’in bugüne ulaşmış en eski trajedisi Aias bir kahramanın acı sonunu anlatır. Bu acı sonda bir tanrının hilesi başrolü oynamıştır. Tanrılar hile hurda bilmeseler ne iyi olurdu. Bu hilede bir intikam duygusu da yok değildir: kahraman da olsanız tanrı değilsiniz, tanrıları hiçe saymanız yanlış olur. Kahramansanız insan olarak kahramansınız ve insanüstü varlıklar karşısında daha ölçülü olmanız gerekir. Sophokles’in Aias trajedisi 450’ye doğru oynanmıştır. Salamis kralı Telamon’un oğlu Aias aka ya da akha ordusunun en güçlü savaşçısıdır. Üvey kardeşi Teukros’la birlikte on iki gemiyle Truva savaşına katılmış ve büyük yararlık göstermiştir. O yalnız güçlü bir savaşçı değil aynı zamanda ince zekasıyla insanları kendine bağlayan seçkin bir kişiliktir. Her şeyden önce de gözünü budaktan esirgemeyen gerçek bir kahramandır. Akhilleus’un ölümünden sonra ilgililer çok önemli bir sorunla karşılaşırlar: Akhilleus’un silahları kime verilsin?

Silahlarının kime verilmesi gerektiği konusunda çıkan anlaşmazlığı sonunda ilgililer tatlıya bağlarlar ve onları Odysseus’a vermeyi kararlaştırırlar. Aias bu silahlar benim hakkımdı onları ben almalıydım diye düşünür ve kendisine Akhilleus’un silahlarını vermekten kaçınanları cezalandırmak için aka ordusuna saldırmaya karar verir. Yanlışı işte bu noktada yapar: kendine aşırı güveni ona biraz pahalıya patlayacaktır. Aias orduya saldırdığını sanırken kendisini gülünç düşürecek bir iş yapmış, yanlışlıkla ordunun hayvanlarını kılıçtan geçirmiştir. Aias işin aslını anlayınca onuru ve umudu kırılmış olarak kendini öldürür. Aias’da tanrıların belli ölçülerde de olsa insanların işine karışmasının ilginç bir örneğini buluruz. Oyunun başında Odysseus’la konuşan Athena hileyi kendisinin düşündüğünü, Aias’ı şaşırtanın kendisi olduğunu söyler. Aias Athena’nın oyununa gelmiş ve insanları öldürdüğünü sanarak bir sürüyü telef etmiştir. “Onun gözüne ben aldatıcı imgelerden bir perde çektim” der Athena. Kahramanlar da bazen korkarlar. Kahraman Odysseus Aias’dan korkar. Athena ona korkmamasını söyler. “Gerçekte tanrıların hilesi karşısında hiçbir şey olanaksız değildir” der Odysseus. Athena bunu onaylar: “Görüyorsun Odysseus tanrıların ne kadar güçlü olduğunu.” Tanrıların gerekçesi bellidir: “Tanrılar ölçülülüğü severler ve bozulmuş yüreklerden tiksinirler.” Oyunun ikinci bölümünde Aias’ın gömülmesi sorunu ortaya çıkar. Odysseus Agamemnon’un izniyle Aias’a cenaze töreni düzenler.

Aias’ın sonu çok kötü olmuş, onurlu bir insanın yaşamı acılı bir biçimde bitmiştir. Hiçbir kahraman böylesine gülünç bir duruma düşmemelidir. Yanılgısı yüzünden onursuz insan durumuna düşen bu gerçek savaşçının yaşadığı sıkıntıyı eşi Tekmessa acı çekerek anlatır: “Ortalığın hayvan ölüleriyle dolu olduğunu anlayınca kafasına vurmaya başladı, bir çığlık attı ve bitkin düştü. (..) Her zaman ağlayıp sızlanmanın korkaklara ve umutsuzlara yaraşır olduğunu söyleyen adam ağzından duymaya alışık olmadığım korkunç bir inleme tutturdu. Can çekişen bir boğa gibi derin ve boğuk bir sesle inliyordu. Oracıkta acılara gömülmüş olarak oturuyor, ne yiyor ne içiyor, boğazladığı hayvanlar arasında hiç kımıldamadan bekliyordu.”

Aias sık sık “Yazıklar olsun bana!” der ve gemici kardeşlerine beni öldürün diye yalvarır. “Kanlı çarpışmalarda gözünü budaktan esirgemeyen benim gibi gözüpek yürekli biri nasıl cellat gibi kıyar bu zavallı hayvanlara? Nasıl gülünç oldum nasıl rezil oldum!” Şöyle düşünür: Akhilleus yaşasaydı, ordunun en yiğit adamını seçmek elinde olsaydı bana verirdi silahlarını. Aias kendisine bu oyunu oynayanın Athena olduğunu sezer, gene de kendini bağışlamaz. Bir yandan da kral babasını düşünür: kalkıp babasının yanına gitse, onun yüzüne nasıl bakacak? Aias’ın başına gelenlerde dünyaya metelik vermeyen mağrur kişiliğinin payı yok mudur? Haberci de o arada Aias’ın kibrinden sözeder. Babası onu yolcu ederken zaferi mızrağıyla kazanmasını ve yanında bir tanrının bulunması gerektiğini söylemiş, Aias da babasına ancak güçsüzler zafere ulaşmak için tanrı desteğini gereksinirler demiş, kendisinin buna gerek duymadığını söylemiş. Bu yetmezmiş gibi birinde de doğrudan Athena’ya kafa tutmuş. Tanrılar alçakgönüllüleri severler ve kibirlileri hoşgörmezler. Aias bütün temiz yüreğiyle gururunun kurbanı olmuştur.

Kahramanlar için en büyük tehlike onların kendilerini ayrı bir varlık gibi hatta insanüstü bir varlık gibi görmeye yatkın oluşlarından gelir. Onlar korkusuz olmanın, tehlikelere atılmaktan çekinmiyor olmanın ayrıcalığını yaşarken yanılıp kendilerini gurura kaptırırlarsa bütün güçlerini yitirirler. Kahraman Coriolanus da aynı sona uğramıştır. Onun yanlışı halkına ağır sözler söylemesiyle başlamıştı. Ne diyordu halkına: “Siz kim güzel sözden anlamak kim. Bunu yapmak kendimi aşağılamak olur. Ne istiyorsunuz gene köpekler? Ne barışta rahat verirsiniz insana ne savaşta. Birinden ödünüz patlar öbüründe kımıldanmaya başlarsınız. Size bel bağlayan karşısında aslan beklerken tavşan, tilki beklerken kaz bulur. Buz üstünde kor parçasına ya da güneşte dolu tanesine ne kadar güvenirsem size de o kadar güvenirim. Tek erdeminiz suçlu bulunandan yana çıkıp adalete lanet okumak. Hakkıyla yükselen her insan sizin nefretinizi çeker…” Kitlelerin ya da kalabalıkların çocuksu zayıflıkları vardır. Onlar bu zayıflıklarını kimsenin ağzından duymak istemezler. Kahraman her aklına geleni şıp diye söylemeli midir? Yalancılar çok iyi bilirler: doğru her zaman söylenilmesi gereken bir şey değildir. Coriolanus da gururuna yenilmiştir.

Coriolanus bu tutumundan ötürü Roma’dan kovulunca düşman toplumun koruyuculuğuna sığınır. O düşman toplum da bir süre sonra Roma’ya saldıracaktır. Mağrur ve doğrucu Coriolanus birden hain durumuna düşer. Savaşı kimler kazanırsa kazansın Coriolanus yitirmeye mahkumdur. Romalılar kazansa Coriolanus bir başka türlü yeniktir, Volsciler kazansa daha başka bir türlü yeniktir. Coriolanus annesinin sözünü dinleyip Roma’ya saldırmaktan vazgeçince Volsciler onu öldürürler. Coriolanus bu yanlışı nasıl yaptı? Plutarkhos Coriolanus’un yapıp ettiklerini cahilliğine verir. İşlenmemiş iyi bir toprağa benzetir onu: o bu yüzden bazen iyi bazen kötü meyva verir. Hazlardan zenginliklerden ünlerden pırıltılardan nefret ederken kalabalıklardan da nefret eder. “Hepiniz Roma’nın utancısınız” diye hakaret eder insanlara. “Anaları onları Roma’da yavrulamış da olsa onlar Romalı değil” der. Bir ünlü onun arkasından şöyle demiştir: “Kişiliği bu dünyaya göre fazla soyluydu.”

Bir düşsel kahramanla bir gerçek kahramanın ikili öyküsüdür bu. İki gururlu kahramanın birbirini andıran öyküsüdür. Gene de masallarda destanlarda bile olsa iyi ki kahramanlarımız var. Bütün kahramanlar gururlarına mı yenildiler? Çoğu öyle oldu belki de. Coriolanus, Burutus, Caesar, Marcus Antonius… Onları yöneten daha çok gururları değil miydi? Ne olursa olsun kahraman olmanın kendini beğenmek ve kendine aşırı güvenmek gibi bir tehlikesi yok denemez. Kahramanlık her zaman alçakgönüllülükte mayalanmıyor ya da çokça serpilmiyor belki de. Kibir kahramanın iç düşmanıdır. Uydurma kahramanlar için böyle bir sorun yok elbette. Onlar alçakgönüllü olamadıkları gibi gururlu da olamazlar ya da gururlu olsalar ne çıkar. Gurur yüce ruhların ayıbıdır. Kahramana yakışan onurlu olmaktır. Onurlu yani dürüst hoşgörülü bağışlayıcı açık sağlam korkusuz… Dünya giderek sanki yıvışık bir havaya bürünüyor. Onurlu bildiğimiz insanlar bile zaman zaman kendilerinden çıkıp ikiyüzlü yaratıklar olmaya başlıyorlar. Onur kavramı yıpranınca kahramanlıklar biter. Özlediğimiz kahramanlar belki de bundan böyle hiç olmayacak. Boş kahramanlar ya da düzmece kahramanlar olacak, kahraman bozuntuları olacak onların yerinde. Biz belli ki bundan böyle hep yalnız olacağız. Güleryüzlü hoşgörülü yürekli alçakgönüllü kahramanları özleyeceğiz her zaman. Onlar Kaf dağlarının arkasında daha güzel daha doğru daha yalın ve hiç yalansız zamanları bekliyor olacaklar.

Afşar Timuçin

1 Eylül 2021 Çarşamba | 136 Görüntülenme

İlgili Kategori: Deneme

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler