Ücretli Yangınlar

Ücretli Yangınlar - Gözde Karavit

Bir adam alışveriş merkezinde az önce özelliklerini öğrendiği sehpayı inceliyordu. Yorulup sehpanın karşısındaki yatağa oturarak bakınmayı sürdürdü. Bu sırada alışveriş sepetiyle orta yaşlı bir kadın yanına yaklaşıp aynı sehpaya bakarak konuşmaya başladı.

- Yangın alarmını duydunuz mu beyefendi? Üç defa gelirse gerçekten yanacağız demektir. Henüz bir defa geldi diye mi bekliyorsunuz siz de? Ben tekrar ederse ikincide çıkarım. Çünkü sonrasında izdiham olabilir ve bu kez çıkan arbedede ölebilirim. Ama baksanıza kimsenin umurunda değil, herkes indirim peşinde. Ben hep gelirim buraya. Çok güzel bir mağaza öyle değil mi? Öyle büyük ki gez gez bitmiyor. Siz de bir sürü şey almışsınız, belli seviyorsunuz burayı. Ben genelde bir şey almam. Genelde dediğim... Şimdiye dek hiç almadım yani. Ancak bu kesinlikle almayacağım anlamına da gelmiyor, dedim ya seviyorum burayı. Bakın acil çıkış kapısı işte şurada. Sizin de aklınızda bulunsun. İnternette okumuştum, Avrupa’da yedi dakikada küle dönmüş burası gibi bir mağaza. Yedi dakikada ben adımı söyleyemem, nefes kadar hızlı düşünebiliyor musunuz? Gülerek ekledi: Tabii canım, siz anlamazsınız şimdi. Nereden anlayacaksınız? Daha çok gençsiniz. Belki kırk defa turlarsınız burayı ama yine de kendinize fazla güvenmeyin. Allah göstermesin neler duyuyoruz, temkinli olmakta fayda var. Ah, işte, bakın ikinci anons da geldi. Ben gidiyorum. Siz de gelin bana kalırsa, sonra o kargaşaya kalmayın. İyi günler dilerim.

Kadın uzaklaştıktan kısa bir süre sonra bu kez yaşlı bir adam soluklanmak için yatağa oturdu.

- Anonsu duydun mu? Bana sorarsan bu da o tatbikatlardan biri. Ciddi bir şey olduğunu sanmam. Bakma öyle daha evvel başıma geldi, ondan biliyorum. Milleti dışarı çıkartacaklar, sonra hoop, ‘‘bu bir tatbikattı, anlayışınız için teşekkürler’’ faslı... Sonra bir daha güvenlikten geç falan filan. Ben yetmiş yaşındayım, anlıyor musun? Zaten tansiyonum oynuyor kalabalığa girince. Bir de aşağıda gaz kuyruğu gibi bir kuyruk var. Hanımın aklına uyup geldik işte. Bir kez çıkarsam bir daha hayatta gelmem.

Tahliye anonsu duyulunca müşteriler telaşla koşturmaya başladı. Koca mağaza neredeyse boşaldığında içeride kalan tek kişi yatağın üzerinde oturan adamdı. Çıtını çıkarmadan ve hiç kımıldamadan karşısında duran maun sehpaya bakmaktaydı.

“Affedersiniz” diyerek yanına yaklaştı genç bir kız, ‘‘sizinle daha önceden tanışıyor muyuz?’’

“Bilmiyorum” dercesine başını salladı adam. “Ah, evet, hatırladım sizi, doksan dokuz depreminde siz de oradaydınız. Ben yan dairenizdeydim. Demek siz de o zaman… Çok üzüldüm gerçekten...’’

Derken uzaktan birisi seslendi kıza.

- Özgee!

- Buradayım anne! Gel bak burada kim var?

- Aa hatırladım ya nasıl hatırlamam. Merhabalar Çetin Bey evladım, demek siz de buradasınız. Ölüm işte. Nasılsınız görüşmeyeli?

Adam hiç tanımadığı bu insanlara şaşkınlıkla bakıyordu.

- Siz bizi hatırlamıyorsunuz ama biz sizi çok iyi tanıyoruz. Ne güzel çiçekleriniz vardı balkonda, ne özenirdik! Ama biz gidelim artık. Burada kalıp yanmak istemeyiz. Öyle bir şey ki, bir yerden kaçsak başka bir yerde yakalanıyoruz. Vallahi her yerde bedava bu yangınlar!

Kadınla kızı uzaklaşırken Çetin tanıdık bir ses duydu.

- Ne derler bilirsin oğlum. En doğru karar bir yanlıştan sonra alınandır.

- Anne...

- Bence bu sehpa çok lüks. Hatırlıyor musun, abin tüm birikimini o arabaya yatırmıştı. Sana söylemedim ama ben de elimde avucumda ne varsa vermiştim ona. Çok istiyordu biliyorsun. Çocukluğundan beri özenirdi hızlı arabalara. Sonunda ikimizin de felaketi oldu.

- Öff anne amma abartıyorsun! Bir kazaydı sadece sen de biliyorsun.

-Abi...

Çetin gözleri dolmuş, annesi ve ağabeyine bakarken satış personeli yanına yaklaşarak; “Beyefendi bir karar verebildiniz mi?” diye sordu. Kadın alevler içindeydi fakat canı hiç yanmıyor gibiydi. Erirken bile; “Eğer aradığınız başka bir ürün varsa şuradayım” diyordu. Gösterdiği yerden ise yalnızca duman yükseliyordu. Çetin, tekrar annesini aradığında onun çoktan kaybolduğunu gördü. ‘‘Deliriyorum herhalde’’ dedi içinden. Kalkmaya tam niyetlendiği sıra mağazanın çatısı çöktü. Çetin, çıkış kapısı önüne düşen gardırobun altında kaldı. Ona yaşam alanı sunan bu üçgen de yanmadan çıkıp kurtulmalıydı ama kapı ona doğru açıldığından ve elinde onu kıracak hiçbir alet olmadığından, yine bedeni üstüne kapanmış bir odun malzemesini kıpırdatacak güce sahip olmadığından, çaresizce ölümü beklemeye koyuldu. Bu esnada itfaiye aracının sesi duyuldu. “Ha işte burada” dediler ve hemen Çetin’in üzerine düşen dolabı kaldırdılar. Adamlardan biri, “Şükür seni bulabildik dedi. Şuradaki kız bizi aradı ve senin burada olduğunu söyledi. Bahsi geçen yere baktığında dumanlar içinde küle dönmüş bir şey vardı. Çetin, kadının haline çok üzülmüştü. Kadıncağız onun için çok uğraş vermişti. Sonra sehpaya baktı. “Hemen gitmeliyiz Çetin! Bizimle  gel.” dediler. Çetin sehpaya gidiyordu. “Olmaz, ne yapıyorsun?” dedi itfaiyeci. “Cengaverliğin sırası değil, baksana hepimiz yanıyoruz!” Çetin adama baktı, adam alevler içindeydi. Onunla gitse alevler ona sıçrayabilirdi. Her şey yanıyordu, herkes teslim olmuştu alevlere... Ama sehpa olduğu gibi duruyordu. Çetin bu harika şeyi kurtarması gerektiğini düşündü. Alevleri aşıp kucakladı sehpayı.

Güvenlik görevlileri koşarak koluna girdiler Çetin’in.

- Beyefendi sizi kameralardan gördük dediler.

Çetin kameralara baktı. Onlar da yanıp erimişti.

- Sehpayı bırakırsanız firmamız sizden şikâyetçi olmayacak.

Bunu duyan Çetin sehpaya daha sıkı sarıldı. Bütün bu yaşadıklarının bir rüya olduğunu düşünmeye çalışıyordu. Gözlerini kapattı.

“Çetin bu yaptığın çok yanlış oğlum! Hırsızlık doğru bir şey değil.”

“Beyefendi, karar verebildiniz mi?”

“Hadi Çetin bizimle gel!”

“Üçüncüde yanacağız demektir…”

Daha fazla dayanamayıp gözlerini açtı ve bağırmaya başladı.

- İyi misiniz Çetin bey?

Çetin gözlüğü çıkardı.

- Ah, şey, evet. Su alabilir miyim?

- Tabii buyrun. Sanal psikoterapi seansımız hayli gerçekçi olduğundan sizi korkutabilir. Bu çok doğal fakat bunun bir gerçek olmadığını unutmayın. Bütün korkular kurgusaldır Çetin bey.

- Evet, tabii.

Çetin titreyen elleriyle bardağından bir yudum aldı.

- Seansımızın sonunda yangın korkunuz tamamen yok olacak, temin ederim sizi. Yaptığınız iş psikolojinizi epey zedelemiş. İtfaiyeci olmak korkusuz olmak anlamına gelmiyor. Bu hissettiğiniz çok insani bir şey.

- Yani... Doktor hanım, benim bu korkumu muhakkak yenmem lazım. Yangın durumlarında bize ek mesai yazılıyor. Benim de paraya çok ihtiyacım var. Kimin yok ki zaten, öyle değil mi?

- Tabii, haklısınız. Endişe etmeyin, kısa sürede hepsinin üstesinden geleceksiniz. Hazırsanız devam edelim.

Çetin suyun kalanını bir dikişte bitirerek derhal gözlüğünü taktı.

- Hazırım!

- O halde başlıyoruz.

Bina hasarsız haldeydi. Yangından kaçan yaşlı adam tekrar Çetin’in yanına geldi.

- Böyle olacağı belliydi evlat. Sen en iyisini yaptın çıkmamakla, ben hanıma uydum, bu yaştan sonra macera yaşadık.

Hemen sehpaya baktı Çetin ama sehpa yerinde yoktu. Hızlıca yerinden kalkıp satış personeline koştu.

- Bu... Buradaki sehpa nereye gitti?

- Maalesef o elimizde kalan son üründü. Şuradaki çift aldı onu. Ama buna benzer başka bir ürün...

Çetin, kadını dinlemeden çiftin peşine düştü. Koşarken yangın tekrar başladı, önüne tutuşmuş bir indirim afişi düştü. Çetin, çifti yakalamak üzereyken onların peşinden alevlere daldı.

Gömleğinin yakasıyla ağzını kapatmıştı, dumandan göz gözü görmüyordu. Bu kargaşada bir alışveriş sepetine çarptı. Sonra dumanlar dağılmaya başladı. Etrafına baktı kasa önündeydi ve o sehpa karşısında capcanlı duruyordu. Kağıt paralar pervane gibi yanarak uçuyordu çevresinde. Kasiyerler siyah bir kütle halinde koltuklara yapışmıştı. Kasa sırasında bekleyenler ellerinde tuttukları eşyalarına sarılmış eriyorlardı. Ama ne hikmetse eşyalarına hiçbir şey olmuyordu. Çetin, sehpaya doğru giderken üç no’lu kasadan bir ses işitti...

- Evet sıradan alayım!

Kasaya baktı Çetin ve heyecanla oraya doğru koşmaya başladı. Fakat sesin sahibi kasiyer yanıp küle dönmüştü.

“Buyurun beyefendi” dedi Çetin’e. Çetin şaşkın şaşkın etrafına baktı. “Beyefendi siz o sehpada karar kıldınız mı?

Bunu sorarken ağzı kımıldamıyordu kasiyerin. Artık ağzı bile yoktu. Çetin yutkunarak geçti sıradan. Üzerine yığılan müşterilerin geride bıraktığı külleri silkeleyerek...

Ödemeyi yapmak için elini cebine attığında her şey normale dönmüştü yine.

- “Beyfendi... Beyfendiii!”

Çetin bir an için yaşadığı şokun etkisine kapılıp donmuştu. Sesin uyarıcı tonuna kayıtsız kalmadı, silkelenip kasiyere baktı.

- Kaç taksit yapalım?

Çetin kart kullanmıyordu. Nakit olarak ödeme yapacağı sırada kendinden çok utandı. Sıradaki herkes ve kasiyer hayrete düşmüştü. Anladı ki bu sehpa ona bir şey kazandırmayacak ancak bir kredi kartı çıkartırsa ancak o zaman bu maun sehpayı ve muadillerini de gözünü kırpmadan alabilecekti. Sehpayı aldı. Mağazadan çıktığında yangından hiç zarar görmeyen bu büyük yapıya hayranlıkla baktı. Herkes mesut bir şekilde çıkıyordu içeriden. Onun keyfiyse yerinde değildi ve bir kart çıkartmadan morali düzelmeyecekti. Doğruca taksiye atlayıp bir bankaya gitti. Başvuru işlemleri sırasında yangın alarmının sesi duyuldu, çalışanların kahve aldığı odadan dumanlar yükselmeye başladı. Dumanlar yükselmeye başladı... Dumanlar yükselmeye başladı...

Dumanlar...

Çetin gözlüğünü çıkartarak,

- Bir sorun mu var?

- Aaa, hayır Çetin bey, izin verirseniz bir sorum olacak. Dikkatimi çekti, neden bir insanı kurtarmak yerine bir sehpa kurtarmayı tercih ettiniz?

- Şey... Evet haklısınız. Onu da düşündüm aslında. Bana kart çıkaran kızı kurtarmayı planlıyorum.

- Pekâlâ, dilersiniz devam edelim.

- Eh evet, tabii.

Gözlüğünü taktı.

- Beyefendi, limitinizi maksimum bin beş yüz lira olarak ayarlıyorum, kabul ediyor musunuz?

-Olamaz! dedi Çetin panikle. Şunu üç bin yapın ve gelin benimle!

- Fakat bu mümkün değil Çetin bey. Yani aylık gelirinizin üzerinde bir limit veremiyor bankamız.

Çetin, kızın ellerinin yandığını fark etti ve eğer bu işi hemen çözmezse genç kadın işlemi tamamlayamadan ölecekti.

- Bakın bin beş yüz bana yetmez yani hesabıma göre en az üç bin olması gerekiyor.

Kadından şiddetli bir is kokusu yayılıyordu. Duvardaki saat gürültüyle düştü. Çetin, irkilerek saate baktı: Dörde on var. Seansın bitmesine on dakika kalmıştı.

-Bakın hanımefendi, diye döndü kadına Çetin. Kadın yerinde yoktu. Eğilip baktı sandalyesine, gördüğü kömürleşmiş bir cisim ve bir avuç kül oldu.

“Olamaz!” dedi.

“Maalesef Çetin Bey,” dedi doktor, “sizinle başka bir seans yapmamız gerekecek. Üzülmeyin bir kaç yangınla daha yüzleşince korkunuzu yeneceksiniz. Kendinize inanın ve pes etmeyin, anlaştık mı?”

“Tamam doktor hanım, teşekkür ederim.”

- Bu arada seans ücreti konuştuğumuz gibi iki yüz elli lira. Ödemeyi çıkışta yapabilirsiniz. Tekrar iyi günler dilerim. Görüşmek üzere.”

İki yüz elli lira... “Sehpayla aynı fiyat” dedi içinden. Bu sahte yangınlarla korkusunu yenerse çift mesai yapıp bir insan kurtarabilir ve çok istediği o sehpayı alabilirdi.

Gözde Karavit

20 Mayıs 2021 Perşembe | 126 Görüntülenme

İlgili Kategori: Öykü

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler