Bir Tarihi İnsan Gibi Yaşamak

Bir Tarihi İnsan Gibi Yaşamak - Neylan Doğan

Edip Cansever’in Aşklar İçinde isimli şiirini bilir misiniz, uzun bir şiir, Şevki Ömeroğlu, kuşağının özelliklerini taşıyan diğer arkadaşları gibi şiir okurdu, kütüphanesinde yer alan, özellikle gençlik yıllarında aldığı şiir kitaplarının varlığını biliyorum… Şevki ile Edip Cansever’in, Mendilimde Kan Sesleri şiiri üzerine yaptığımız sohbeti anımsıyorum, Ataol Behramoğlu ve İsmet Özel’in Yıkılma Sakın şiirleriyle birlikte… Daha çok toplumcu şairlerin şiirleri mevcut olsa da kütüphanesinde, Edip Cansever okuduğu, üzerinde konuştuğumuz bir ozandı, öyle ya Şevki’nin de içinde bulunduğu o kuşak her türden okumayı ve birikimi kendilerinde taşıyan bir kuşaktı, aydın renkleri devrimcilikleri kadar belirgindi. Aşklar İçinde şiiri mi, memleket solunun Mendilimde Kan Sesleri şiiri kadar bilmediği bir şiir, ama gerçek bir şiir!

Bir Yaşam Toplamı: Şevki Ömeroğlu Kitabı

Bugün Şevki’nin doğum günü idi, yaşasa idi, 13 Aralık’ta altmış yaşında olacaktı, sevdiklerimiz bu dünyadan ayrıldıklarında en çok kullandığımız söz kalıplarından biridir, “anılarımızda yaşayacak” deriz, anılarımızı taze de tutmak isteriz, ancak insan belleği aşınıyor zamanla, unutmasak da, acı da sevinç de ilk anların tadını, rengini taşımıyor, fotoğraflar sararıyor, ses daha uzaktan duyuluyor, zaman giriyor sevdiklerimizle araya, giriyor. Bugün, Şevki’nin altmış yaşında olacağı bugün, onu yine de anılarımızda canlı tutacak bir tanığımız var, Sınırda Yaşamak – Şevki Ömeroğlu Kitabı, yokluğunun sızısını dindirmese de, yine de onu var kılan bir yaşam toplamı…

…İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz

Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka

Coşkuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu..

diyen Aşklar İçinde şiiri diye başlamıştım söze, yine aynı şiirden bir başka alıntı ile devam edeyim istiyorum, çünkü Şevki ve onun kuşağı, devrimciler benim için bu dizeyle resmediliyor adeta:

 

…Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar

Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak

Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir…

 

Anlatılan, anlatan sadece Şevki midir bu kitapta, sadece ömrüyle sınırlı bir gerçekliğin ve düşün sınırlarında yaşamak mıdır söz konusu olan, sahi ozanın da sözünü ettiği gibi kıskanılacak bir yaşam pratiği sergilemek, yaşamak ne anlama gelir memleket insan atmosferinde? Kitaba ismini veren Sınırda Yaşamak sözü, Şevki’nin aynı isimli yazısından geliyor, o yazıyı şu cümlelerle bitirirken bir gerçekliğin altını çiziyordu, devrimcilerdir anlatılan:

“…Tarihin derinliklerinden gelip, günün nabzını tutma­nın, yaşamın katılıkları ve çirkinliklerinden, güzelliğe koşmanın, bunları hızlı geçişlerde anlık olarak birlik­te iç içe yaşamının kaotik boyutları bizleri sersem­letmiyor. ‘En’ ütopist biziz. ‘En’ katı gerçekçi biziz. Çünkü biz, uçlarda, sınırda yaşıyoruz.”

“…Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek” diyor ozan aynı şiirde, insanlarımızın yüreği artık bir anlama hep sınırlarda çarpıyor, kimse kendinde, evinde, yurdunda bir eminlikle kalamıyor, kapitalizm vahşetini artırarak küreselleştikçe, bir yandan ülke sınırları ortadan kalkıyor, suya hasret Ortadoğu kan gölüne dönüşmüş durumda, kandan kaçanlar için sınırları aşmak yeni bir kan gölünde boğulmak anlamına gelse de yine de deniyorlar sınır aşmayı, insanlar hem yurdundan hem de kendinden uzakta geçmişle gelecek sınırları arasında yaşamaya hapsoluyorlar. Yeni dünya, –gönüllü ya da değil– sürekli göç ettirilen, kendi ülkesinde dahi mülteci haline dönüşen yoksullarla, aydınlarla dolu, savaşın, yoksulluğun, faşizmin mülteci haline getirdiği bir büyük köy adeta dünya, ortaçağı yaşıyor üstelik… Şevki’nin yaşadığı, aradığı, çizmeye çalıştığı sınırlar ise, elbette sadece ülke sınırları değildi, o sınırlarda da yaşadı ancak, onun sınırları yaşamın tüm derinliklerini, gölgesinde dahi yeniden, ama yeniden bir dünya kurma çabasıdır, soyutun zenginliğinde bir somutluktur onun dünyası, devrimcidir, geleceğin renklerini arar. Öyle ki, gerçek anlamlı yaşam ve o yaşamın gündelik pratikleri meşgul etmez zihnini, dünyevi hazlar sınırlarını zorlamasa da yaşama dair tüm hareketler ilgi kaynağıdır, kıyıya yanaşan tankerin sesini duyar, adeta yükünden de rotasından da emindir:

…Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından 
Baştanbaşa gül rengi 
Kimseler görünmüyor içinde 
Neden görünmüyor, bilmiyorum 
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor 
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de 
Yılların, yüzyılların 
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için 
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından 
Utancı bilerek yaşamak korkunç 
Daha korkuncu da var: utancı bilerekten yaşatmak 
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz… 

Şevki Devrimci

Aslında onun yaşamı bir anlama kuşağının da renklerini taşır, yılların, yüzyılların bitmeyen vahşetini, o vahşetin halklar üzerindeki etkisini, “Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz” diyerek yaşamışlardır, yaşadı da Şevki. Bu şiir üzerine yaptığımız sohbeti anımsıyorum da, edebi türlerin birbirlerine geçişindeki o ince sınırın, romanesk bir anlatımın şiirde yarattığı derinliğin usta eli gerektirdiğinden söz edişini… Romanesk dedim de, Yalçın Hocam, Bir Yaşam – Şevki Devrimci başlıklı anışında; ” Güzel ve şimdi ‘Şevki Ömeroğlu’ kitabını yazıyoruz. Yazılanların hepsini okuyorum, çok çok beğeniyorum. Ancak bana göre Şevki Devrimci’nin romanı yazılmalıdır; üç nedenini sayabiliyorum. Bir, roman, en imkânlı yazı türüdür ve iki, Türkiye’de roman bitmiştir. Tekel adamların karalamaları ve düşmanlık oyunlarıdırlar. Üç Şevki layıktır.” diyor. Şevki, kendi yaşamını anlatırken Yalçın Hocamın düşlediği roman konusunun da ipuçlarını veriyor aslında: “…Bu, naif bir toplumun ve naif bir kuşağın hikâyesidir. Düşsel bir geçmiş ve yüzüne sadece gülümsemesini bırakmış…”

Sınırda Yaşamak, bir anlama Yalçın Hoca’nın isteğinin yol açıcı adımlarından biri sayılabilir. Kendi kaleminden çıkan yazılarda siyasetin, tarihin, geleceğin, doğallığında ‘insan’ın izini sürme, anlama, anlatma ve yol çizme çabasının emeğidir, “bir tarihi insan gibi yaşamak” ve yazmaktır aslında. Vehbi Ersan, Şevki’nin notlarından aktarıyor bu çabayı: “Bizler bir insan ömrüne sol hareketin, Kürt hareketinin ve İslam hareketinin çıkışlarını, inişlerini, ekim devriminin çözülüşünü sığdırdık. Darbeleri saymıyorum, siyasetin içindedir…” Öyledir.

Bilenler bilir, “Yılların, yüzyılların/Bitmeyen vahşeti”yle oluşmuş sağlık sisteminin çeperlerinde mücadele ederek geçirdiği son yıllarında, elinizde tuttuğunuz, tutacağınız kitabın ikinci bölümünde yer alan yazılarını kitap haline getirmek isteğiyle dosyalamıştı, böyle bir isteği olduğunu biliyorduk, ancak bunca hazırlık yaptığını görmek, kitabın yayıma hazırlayıcılarını sarsmıştı, onlardan biri olarak sarsılmış ve burulmuş, Aşklar İçinde kaybolmuştum: “...bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de…”

Yüzüne Sadece Gülümsemesini Bırakmış

Şevki’nin hazırladığı dosyaya tashih dışında pek müdahale etmediğimizi söylemem gerekiyor, çünkü hepsi çeşitli dergilerde yayımlanmış yazılarından oluşuyordu, geriye “yokluğu”yla baş etmeye çalışan aile, dost, arkadaş ve yoldaşlarının ortak düşünüşlerini buluşturmaktı, bir anlama yazarak söyleşmeye devam etmekti, öyle ya Şevki hepimizin yaşamında uzun ve derinlikli sohbetleriyle ve gülümsemesiyle var idi, devam ediyor o sohbet. Düşünüyorum da, kitabın ‘Hepimizin Şevkisi’ bölümünde yer alan anlatılar, bir anlama anlatanların da kişisel tarihlerine geri dönüşleriydi, şu an hepimizin bir anlama uzağında kaldığımız mücadele ile geçen günlerimizi anımsamadır aslında. Her kalem, Şevki’yi düşünürken, aslında kendi tarihini de gözden geçirmiş olmuştu, Şevki’nin veciz sözlerinden birini yazanın kendisi için kullanmasıydı da bu bir anlama: “…Bence bir insanın bir insana verebileceği en büyük ‘şey’, o insan üzerine düşünmesi ve tavır üretmesidir, en büyük ceza ise varlığına duyarsızlıktır, giderek unutmaktır.” Şevki hakkında yazmak, bana beni anımsatmıştı bir anlama, çoğunlukla keyif aldığımı, ara ara da o günlerin coşku ve üretkenliğini yitirmiş olduğumu görmenin üzüntüsünü yaşadığımı itiraf etmeliyim. Açık yüreklilikle söylemeliyim ki, yazdığım en zor yazılardan biriydi, boşuna demiyordu Edip Cansever:

…Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak

Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir…

Güçtü, şu an da güç…

Bilgesu Erenus’un aktarımıyla, “İflah olmaz ancak iyi bir perfeksiyonist olduğumu bilirsiniz. İnsanlara ve süreçlere beynimde filimler çevirtirim!” diyor ve ekliyor Şevki, “Korktuğum şey ise karelerin kopmasıdır, arkadaşlarımın mücadele şevkinin kalmamasıdır!” Kitaba ismini veren Sınırda Yaşamak yazısında Şevki, Yalçın Küçük’ün kendisine yöneltilen suçların üzerine giden yolculuğuna yaptığı tanıklığı anlatıyor, Paris’ten yola çıkarak Türkiye sınırına kadar aştıkları sınırlar, doğrunun üzerine yürüyen devrimci geleneğin inatçılığının Şevki perspektifinden çekilen filmidir de aslında… 

Bu kitap, bir açıdan, zihninde, anılarında, geçmişinde ve geleceğinde yer eden, edecek kalemlerin, düşünüşlerin, karelerin buluşması ya da bir başka söylemle iyi bir örgütçü olduğunu bildiğimiz Şevki’nin örgütçülüğünün gölgesinde dahi devam etmesi olarak da okunabilir. Yaşamının çeşitli dönemlerine tanık olmuş kalemler, Şevki ile yaptıkları sohbetle gıyaben tanışıyorlarken bu kitap sayesinde adeta tanış oldular. Öyle ki, Hüseyin Solgun’un yazısını okurken sanki canlanıyor bedenleri gözümün önünde, Hüseyin Solgun’un anlattığı filmi izlemek için sabırsızlanıyorum, ancak gözümü yazıdan alamıyorum ki, filme bakayım…

Bu türden “armağan kitap”ların okurları aşağı yukarı bellidir, söz konusu kişiyi tanıyanlar, o dönemi, hareketi neyse konu, o konu üzerinde çalışanlar, ya da tanıtım fısıltılarıyla dikkat çekenler tarafından okunur, kitabın konusu olan kişiyi tanıyarak okumanın hüznü ayrı, ama onu tanımadan okumak, Hüseyin Solgun’un tarifinde kendini bulur, tanışmaktır da aslında o kişiyle, belki siz de tanışıyorsunuzdur:

“Sonra bir şekilde tanıştık. Eskiden tanışmamış olsak da, aslında hep tanışıyorduk: Hareket arkadaşlığı... Hiç birbirlerini görmemiş olan insanlar bir gün bir araya geldiklerinde, ‘eski günler’, ‘eski paylaşımlar’, ‘eski ortak duygular’, kısacası aynı hareketin içinde olmanın ‘sırrı’ birden canlanır, bir büyü gibi tanışmamış olanları ‘kırk yıllık tanışmış’ yapar. Çünkü o dünyada olan herkes birbirini zaten hiç tanımadan dahi tanıyordur. Onları tanıştıran içinde yer aldıkları harekettir; ortak duygularla sarmaş dolaş bir ruh hali. Dolayısıyla ne zaman ve nasıl tanıştığımızın zaten bir önemi yoktu; zaten tanışıyorduk.”

Sınırda Yaşamak, öylesine olanaklı bir haldir ki, zaman ve mekânı da anlamsız kılar bir anlama, sınırsızlık da içerir, öyle ya bu yazı da ona doğru dönüşüyor, bir kitap tanıtım yazısı niyetiyle başlansa da sınırlarını zorluyor, Şevki de bu değil miydi zaten ya da sizler, Yeni Gelen logosunun şemsiyesinde gezinenler, biz o sınırları zorlamanın insanları değil miyiz, bizim türümüzde söz biter mi, bitmiyor. “Biz insana, örgüte sınıf mücadelesine, bilime, sosyalizme inanmaya devam ediyoruz. Mutlak güçlere ve onların mutlak belirleyicilerine inanan yüreklerinde ve beyinlerinde yenilen solcularla da ayrışıyoruz. İdeolojik ve politik üretimin, toplumsal eylemliliğin erdemlerine ve sonuç alıcılığına inanmaya devam ediyoruz.” diyen bir Şevki’nin kalemidir hepimizin elindeki kalem, bu nedenle de mürekkebi hiç tükenmez. 

Matbaadan çıkan bir derginin, kitabın kokusunu bilir misiniz? Yıllar var, bu kokuyu unutmuştum, Şevki Ömeroğlu Kitabı’nı elime aldığımda sanki Şevki ile yıllar sonra Almanya’dan dönüşünden sonraki ilk buluşmamızdaki gibi heyecanlandım, kapakta gülümseyen yüzü ile karşıladı beni, sıcacık, tüm dostlarımızın selamıyla birlikte kucakladı sanki beni, öylesine mutlu oldum… Kitabın sayfalarını karıştırırken duyduğum mutluluğa hüzün karıştı, ancak onurlu her insanın sahip olduğu alın açıklığı beni yeniden Aşklar İçinde’nin dizelerine götürdü, öyle ya Şevki ve devrimciler “Şu hayat denilen şeyi, eninde sonunda ‘yaşanılır’ hale getireceğimiz kesindir.” İnancını, aşk gibi taşırlar yüreklerinde:

…Nerede okumuştum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa 
Mahpusunu kıskanan bir gardiyanı 
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün 
Ne kadar acı bunlar 
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar 
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak 
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir…

*

Gerçek bir yaşama dokunun, içinde var olduğunuz bir yaşama.

 

Aşklar İçinde -  Edip Cansever

Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor 
Yürüyorum kumların çakılların yanı sıra 
Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan 
Avuçlarımda bir yanma 
Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde

sabahın 
Oldu olacak 
Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize 
Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden 
Bir çocuğun gülüşü gibi 
Aşkların, nice aşkların ayrılık günü gibi 
Bir sokağın ucunda kaybolup solan 
Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde 
Korularda yoğun bir erguvan sisi.

Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor 
Ağları pembeden hüzne giden 
Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan 
Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel 
Çil basmış yüzünü bütün 
Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi 
Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme 
Biliyorum atacak 
Böyledir memleketimin yoksul halkı
Bir onlarda rastladım bu cömertliğe 
İstavritler kıpır kıpır dibinde sandalının 
Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim

gibi bakarlar insana 
Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki 
Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım 
Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın

ölebileceğini

Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum 
Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil 
Yeşille sarı birlikte dönüyor 
Denize düşüyorlar kırıla kırıla 
Bir örtü oluyor düşündüğüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde 
Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü 
Senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla- 
Daha da uzun şimdi bir örtü olarak 
Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor 
Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında 
Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben 
Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca 
Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar

./..

Ama bak 
Kaybolup giderdi her biri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle 
Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz 
Hatırlıyorum da öyle.

Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların

arasında 
Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar 
Kızın ağzında ince bir dal parçası 
Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş

sanki onu 
Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan 
korkuyorum gene de 
Söyle, en son nerde görmüştüm seni 
Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de 
Şimdi gene var 
Bileklerinde, bileklerinin renginde 
Dudaklarında, dudaklarının 
Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve 
Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki 
Üşüdüğün, başını omzuma koyduğun, sonra elele 
Bir aşkı yaşamak, bir aşkın bilinmesinden bambaşka değil miydi 
Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan 
Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de 
Acele etme yoksun belki 
Ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki 
Ve her şeyin bir bir var olmasına o kadar alışacağım ki 
Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.

Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar 
İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor 
Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar 
Coca-Cola’ya doğrayıp ekmeklerini 
İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz 
Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka 
Coşkuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu 
Ve onlar 
Onlar, diyorum sadece 
Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların 
Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın 
Bilmeden ne yapacaklarını 
Anlayacaklar ne kadar güçsüz 
Ne kadar zavallı olduklarını 
Vakit öğleyi geçti çoktan.

./..

Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından 
Bastanbaşa gül rengi 
Kimseler görünmüyor içinde 
Neden görünmüyor, bilmiyorum 
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor 
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de 
Yılların, yüzyılların 
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için 
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından 
Utancı bilerek yasamak korkunç 
Daha korkuncu da var: utancı bilerekten yaşatmak 
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.

Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul 
Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu 
Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir

                               gök buğulanacak 
Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir 
Neler olabilir birazdan 
Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz bırakarak 
İçindeki mutlu yüzleri düşünüyorum 
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de 
Çabuk geçiyor 
Nerede okumuştum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı

                               yoksa 
Mahpusunu kıskanan bir gardiyanı 
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün 
Ne kadar acı bunlar 
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar 
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak 
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir 
Birazdan akşam olacak sevgilim 
Bütün heybetiyle akşam olacak 
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda 
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi 
Bildiğim bir şey varsa 
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi 
Unutup birden zamanı ve yeri 
Onunla bir günü kutluyorum coşarak 
Onunla bir günü kutluyoruz sanki.

Neylan Doğan

10 Ağustos 2021 Salı | 300 Görüntülenme

İlgili Kategori: Köprü

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler

Bu İçerikler de İlginizi Çekebilir