Kaptan ve Kaptanım: Ölü Ozanlar Derneği

Kaptan ve Kaptanım: Ölü Ozanlar Derneği - Yeti Albayrak

Disiplinli ve çalışkan öğrenciler yetiştiren, katı ve hiç gülmeyen öğretmenler ünlerini bütün şehre duyurmuştur. Veliler, çocuklarını o okula gönderebilmek için yarış içine girer ve çok büyük paralar harcarlar. Kaydı yapılan öğrenciler okulda kalarak bütün günlerini test çözerek geçirip birbirleriyle yarış haline girerler ve hapishane hayatı yaşarlar. Tek sosyal etkinlikleri arada bir izledikleri tiyatrolardır. Veliler, çocuklarına istemedikleri meslekleri dayatıp manipüle etmektedir. Çocuklar ebeveynlerinin isteklerini yerine getirip memnuniyetsiz bir yaşam sürer.

Bir gün okula yeni bir öğretmen gelir; okulun eski mezunlarındandır ve bu “okul” görünümlü hapishaneyi güzelleştirebilmek için idareden gizli olarak türlü etkinlikler düzenlemeye başlar. Dokuz-on kişilik bir ekip oluşturur ve ormanın içindeki bir mağarada çocuklarla beraber ders harici vakit geçirir. Çocukları düşlerinin kavgasını vermeye teşvik eder. Öğrencilerin büyük sempatisini toplayan öğretmen daha verimli ders çalışmalarını sağlar. Çocuklara hayatlarının “kaptanı” olmayı öğretmeye çalışmaktadır. Aileler çocukların kafasındaki “kaptan ve kaptanım” hayallerini, arzularını hiçe sayarlar; çocuklarını birer proje olarak görüp “oğlum/kızım doktor olsun, mühendis olsun, avukat olsun” diye düşünmektedirler ve onlar da kendi aralarında yarış içerisindedir.

Çatışma burada başlar; yeni gelen öğretmen çocukların ufkunu genişletip, kendi heveslerini ön plana çıkartmaktadır. Onlara önce hayal kurdurur, o hayali sahiplendirir ve peşinden gitmeleri gerektiğini hatırlatır. Bu durum okul yönetiminin gözünden kaçmaz ve öğretmeni göz hapsine alırlar. Çocuklar ilk geldikleri zamana kıyasla daha mutlu ve daha heveslidirler. Birbirlerini birer rakip olarak görmek yerine birbirlerine şiir okurlar. Çocuklar hayallerinin peşine düşmüştür artık ve güçlü bir kaptan olmaya karar vermişlerdir.

Yaratıcı Öğretmeni Kovarlar

İçlerinden biri tiyatro seçmelerine katılır; tiyatro oyununda başrole seçilir. Mutluluktan havalara uçmaktadır ancak bu durumu babası öğrenir. Okula gelir ve “boş hayallerden” kurtulup derslerine dönmesi gerektiğini söyler. Öğretmen güç verir, “Mutluluğun bir bedeli vardır” der ve öğrencisine bunun için savaşması gerektiğini anlatır. “Babana hem mutlu olmayı hem de tıpçı olmayı göster” der ve çocuğu rahatlatır. Tiyatro günü geldiğinde bütün okul ve arkadaşları destek vermek için oyunu izlemeye gelir. Oyunda çok başarılı olmuştur ve sevdiği işi yaptığı için çok mutludur, ancak bu çok uzun sürmez, babası oğlunu arkadaşlarından koparır ve eve getirir. Annesi onu çok soğuk karşılamıştır ve babasıyla bir olup çocuğu oyunu bırakması için zorlarlar. Okuldan alacaklarını söylerler. Çocuk mutsuz bir şekilde odasına kapanır ve bu işin içinden nasıl çıkacağım diye düşünmeye başlar. Odasının camını açar, dışarıda kar yağmaktadır, kafasını camdan uzatır ve derin bir nefes alır. Oyunundan kalan çiçekli tacını camın önüne koyar ve alt kata iner. Babasının çekmecesini açar ve bir tabanca bulur, kafasına dayayıp ateş eder. Babası ve annesi gürültüye uyanıp yanına koşarlar. Annesi ilk kez kendi oğlu için gözyaşı döker. Bu kadar katı babaların baskısı altında olmayan, onların hayallerine ve mutluluğuna ortak olan ne az anne vardır. Arsız baba okula giderek şikâyette bulunur ve kendi kötülüğüne günah keçisi olarak yeni gelen öğretmeni seçer. Kendini rahatlatıp oğlunun kanlı yükünü üzerinden atmaya çalışır. Ölen çocuğun arkadaşlarından da zorla imza alarak yeni gelen öğretmeni suçlarlar. Çocuklar her şeyin farkındadır, bunun için direnirler ancak şiddetle bastırılırlar. Öğretmen kovulur ve sözde yanlış işlenen eğitim tekrar düzene girer. Çocuklar hapis ve köle hayatına geri dönerler.

Demek istediğim; öğretmeni örnek alıp çocukların hayallerine ortak olmak yerine kendi hayallerini çocuklara dayatan anne babaların çocuklarını kaybettiklerinde kimseyi suçlamaya hakkı yoktur. O çocuklar belki de öğretmenleriyle geçirdikleri o kısa zamanda mutlu olmayı öğrendiler. “Kaptan ve Kaptanım” çok şey anlatır, veliler kaptan olmayı başarabilirlerse çocuklarından bunu istesinler. Hiçbir anne baba kendi isteklerini çocuklarına baskı uygulayarak yerine getiremeyeceklerini bilirlerse günah keçisi aramaya gerek kalmaz. Aksi halde zaten çocukları uçuruma atan kendilerdir. Kendi ellerinin kirine bakmayıp masum insanların ellerinde ararlar suçu. Ben nasıl bir bireysem, düşüncelerim bana aitse, çocuklar da bir bireydir ve kendi farklı düşünceleri olacaktır. Bunu bilip çocuklarımıza daha saygılı olmamız dileğiyle.

Yeti Albayrak

6 Haziran 2021 Pazar | 168 Görüntülenme

İlgili Kategori: Kitap Bağımlısı

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler

Bu İçerikler de İlginizi Çekebilir