Hiçliği Yazarak Aşmak İsteyen Göçmen: Toza Sor

Hiçliği Yazarak Aşmak İsteyen Göçmen: Toza Sor - Yeşim Zuhal Yolcu

Yeraltı Edebiyatının İtalyan asıllı yazarı John Fante, geç keşfedilmiş, hak ettiği saygıyı ve ünü yazın dünyasına adım attıktan yıllar sonra eden usta bir kalem. ABD’li yazar Charles Bukowski tarafından “yeraltı edebiyatının” tanrısı olarak kabul edilen Fante’nin eserlerini dönemininkilerle kıyaslandığımızda, yazarın çağdaşlarınınkine hiç benzemeyen ayrıksı bir tarzın ilk edebi örneklerini vermiş olduğunu görüyoruz. Amerikan edebiyatının ağzı bozuk, çirkin ayyaşı olarak okura kendini sevdiren Bukowski’nin aksine onu yeraltısının tek bir satırında ne “eril nazara” dair tek bir mürekkep izine, ne kadının cinsel haz nesnesine dönüştürülmesine ne de pornografik öğelere rastlarız. Bu yönüyle onun yeraltısı edebiyatı yozlaştıran, etik değerlerin içini boşaltan, kaba ve sert imge kullanımı içermez. Bu yüzden ne zaman edebiyat dedikodusu yapılan bir dost meclisinde buluversem kendimi adı telaffuz edilirse şayet yüzümde kocaman bir gülümseme belirir, kalbim acır, onun masumiyet kokan algı dünyasını ele veren satırlar dökülüverir ağzımdan. “Güzel Fante’m benim” derim, “kalemi öpülesi Fante’m…”

1909 Colarado doğumlu Fante, İtalyan asıllı göçmen duvar işçisi bir babanın oğludur. Babasının aileyi terk etmesi üzerine yoksullaşan ailenin, geçimini sağlamak için 30’lu yılların başlarında Kaliforniya’ya giderek bir balık fabrikasında çalışmaya başlar. Arta kalan vakitlerini öykü yazmaya ayırır. Yıllar geçtikçe yazma eylemi onun için bir tutkuya hatta istem dışı bir reflekse dönüşür. 1933’te İlk romanı Los Angeles Yolu’nu bitirir. Fakat edebiyat otoritelerince fazla protest olduğu düşünülen eserin basımı birçok yayınevi tarafından reddedilir. Bu kitapla birlikte diğer romanlarının ana kahramanı Arturo Bandini serisi doğar. 1938 yılında nihayet Bahara Dek Bekle Beni Bandini adlı romanı yayınlanır. 1939 yılında ise “yeraltı edebiyatının” unutulmazları arasında yer alan, Bukowski’nin de başucu kitabı olan Toz’a Sor yayımlanır. Bu kitaplardan sonra uzun yıllar yazmaya ara veren Fante, 1952 yılında Hayat Dolu romanıyla yazın dünyasına geri döner. Öykü ve romanlarının yanı sıra, Jeanne Eagles (1952), Hayat Dolu (1952), Vahşi Yol (1962) gibi filmlerin senaristliğini yapar. Seksenli yıllarda Charles Bukowski, hayranı olduğu Fante’nin eserlerinin yeniden basılmasını sağlar. Yazarlar ve sanatçılar arasında sık rastlanmayan bu şaşırtıcı dayanışma örneği sayesinde “yeraltı edebiyatının” kalemi temiz yazarı John Fante’nin eserleri tarihin tozlu rafları arasından gün ışığına çıkarak ölümsüzleşir. Günümüzde bu türde yazan benim gibi birçok genç kaleme esin kaynağı olur.

1930’lar ABD’sinde Yazar Olmak

Şeker hastalığı nedeniyle kör olan ve iki bacağı kesilen Fante, 1982’de tamamladığı son romanı Bunker Hill Tepesi Düşleri’ni karısına dikte eder. 1983 yılında arkasında çok sayıda eser bırakarak hayata veda eden Fante, özgün ve öncü tarzıyla günümüzde “yeraltı edebiyatı”nın babası olarak anılmaktadır. Başrollerini Collin Farell ve Salma Hayek’in paylaştığı 2006 yapımı “Ask The Dust (Toza Sor)” yazarın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanır. Eserde Colarado’dan Los Angeles’a ünlü bir yazar olmak için gelen, henüz yirmilerinin başındaki İtalyan asıllı Arturo Bandini’nin bu büyük düşünü gerçekleştirmek adına verdiği zorlu mücadele konu ediliyor. Bunker Hill’de, Alta Lama isimli küçük odasında yoksulluk ve açlık içinde yaşamını sürdürmeye çalışan Arturo Bandini bir gün dünyanın en ünlü ve en zengin yazarlarından biri olacağı hayaliyle yanıp tutuşan genç bir yazardır. Çoğu zaman cebinde bir fincan kahve içecek parası bile olmayan, daktilosunun başından nadiren kalkan Bandini öykülerini yılmadan yayınevlerine göndermesine rağmen içlerinden yalnızca birkaçını yayımlatabilmeyi başarmıştır. Yine de yeteneğine olan inancından şüphe duymaz ve bir gün mutlaka başaracağı konusunda kararlıdır. Bir gün gittiği barlardan birinde garsonluk yapan Camilla’yla tanışır. Kendi gibi Amerika’da göçmen olarak yaşayan bu Meksikalı kadına âşık olur. Tutkulu bir kadın olan Camilla’nın aksine Bandini kadınlarla yakınlaşmaktan korkan, kendini yazmak dışındaki birçok konuda yetersiz gören bir gençtir. Kendisine fiziksel şiddet uygulayan uyuşturucu bağımlısı Sammy adlı bir barmeni umutsuzca seven Camilla, Bandini için sarsıcı ama ilham veren bir roman kahramanıdır. Yaşamı boyunca incitilen, insanlar tarafından fakir bir göçmen olduğu için örselenen, değersiz görülen Camilla onun için bir Maya prensesidir. Eserde,1930’lu yıllarda “özgürlükler ülkesi” olduğuna inanılan Amerika’da bir göçmen olarak yaşamanın ağır koşulları sergilenir. Amerika’nın bireyde yarattığı kültür şoku ve yabancılaşma gösterilir. Bir bavula parçalanmış yaşam kırıklarını sığdırarak ülkesinden ayrılan göçmenlerin düşlerini gerçekleştirmek yolunda verdiği zorlu mücadeleyi okuruz. Fante, etnik ayrımcılığın birey üzerinde yarattığı adaptasyon sorununu ve beraberinde getirdiği o kaçınılmaz yabancılaşmayı, bu koşullarda kadın - erkek ilişkilerindeki hoyratlaşmayı, samimi ve yalın bir dille ele almıştır. Bandini serisinin unutulmaz klasiği “Toza Sor”un yalnızca filmini izlemekle yetinirseniz özgün bir edebiyat deneyiminden yoksun kalacağınızı belirterek bitiriyorum.

Yeşim Zuhal Yolcu

29 Mayıs 2021 Cumartesi | 170 Görüntülenme

İlgili Kategori: Kitap Bağımlısı

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler

Bu İçerikler de İlginizi Çekebilir