Kitap Fuarı Kitapseverlerin Bayramı mı, Hüznü mü?

Kitap Fuarı Kitapseverlerin Bayramı mı, Hüznü mü? - Dr. Ulvi Özdemir

37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl 10 -18 Kasım tarihleri arasında yine Büyükçekmece / Beylikdüzü’nde bulunan kongre ve sergi salonunda yapıldı. Bir kitap bağımlısı olarak iki gün bu fuara gittim ve geçen yıldaki gibi yine hüzün ve pişmanlıkla geri döndüm. Şehirden bu kadar uzak, gidip dönmesi bu kadar eziyetli bir kitap fuarı daha var mıdır dünyada? Bu ülkede kitap okumak, kitaplarla dolu bir ortamda biraz hoşça zaman geçirmek bu kadar mı zor? Geçen yıl tereddüt içindeydim, bu yıl artık kesin kararlıyım; bir daha asla İstanbul’da kitap fuarlarına gitmeyeceğim. Büyük konuşmayayım, hâlâ hayatta olan sevdiğim yazarlar örneğin Paul Auster ya da Amelia Nothomb gibi yazarlar gelip imza günü düzenlerse, tanışmak adına, yanlarında bulunmak, bir fotoğraf çektirmek adına gidebilirim. O kadar.

Seri Sonu İndirimli Satışlar mı?

Açıkçası değmez diye düşünüyorum. Bu yıl neredeyse Taylan Kara dostumla tanışmak dışında hemen hiçbir heyecanı yoktu. Birkaç da eski dostumu gördüm. Ne doğru dürüst bir indirim gördüm ne de doğru dürüst bir yeni kitap çıktı fuarda karşıma. İnternetten çok daha ucuza alabileceğim kitaplar için mi gideceğim fuara? Metrobüs denilen ilkel ulaşım sistemi ile sıkış sıkış bir araçla 45 dakika yolculuk yapıp, sonra hiçbir önlemin, düzenin olmadığı bir itiş kakış içinde, eşim ve çocuklarımla birlikte açıkçası çökme tehlikesi altında hatta sıkışıklıkta ezilip ölme korkusu duyduğum bir yaya üst geçidinde yarım saat süren acınası bir hayatta kalma, karşı kıyıya sağ salim varma serüveninden sonra tekrar bir insan yığınının içine dalmak için mi? Ne doğru dürüst kitaplara yaklaşabildim, ne kitaplarla olabilmenin coşkusunu hissedebildim. Büyük çoğunluğu vasat yeni kitapların ve yayınevlerinin, kitabevlerinin ellerinde, depolarında kalmış eski kitapların sergilendiği bir garaj-depo alışveriş günleri havası vardı.

Tam bir hayal kırıklığıydı. Hayatımda en az kitap aldığım kitap fuarı oldu. Kitap fiyatları yer yer neredeyse %100 artmışken indirimler %20-30 arasındaydı. Yayınevlerine sormak istiyorum: %20 indirim nedir? Bu ne anlama geliyor? Kimi kandırıyorsunuz? Bir yıl boyunca bekleyen insanlar sizin bu cılız indiriminiz için mi gelecek fuara?

Aslında kitap fuarını dolduran yığınlara da bir çift söz söylemek gerek. Kitap sadece kitap fuarından alınır ya da buraya kadar gelmişken kitap alayım bari havasında öğrenci kalabalıkları, fuarı tam bir tüketim çılgınlığı havasına sokmuştu sanki. Açıkçası dönem sonu indirimli satışlar varmış ve tezgâhta sergilenenler de ayakkabı ya da giysiymiş gibi oradan oraya koşuşturan, bu arada ellerindeki telefonlara bakmayı ihmal etmeyen kuru bir kalabalık… Çok sıkıldım ve hayal kırıklığı yaşadım. Böyle bir ortamda, kendimizi kandırmayalım, yazarlar da kendilerine ve yayınevlerine daha çok para kazandırmak için görev kabul etmiş temsilcilere benziyor. Dolayısıyla kitap, okunacak ve insanın kendisini geliştirmesine yardımcı olacak bir araç olma niteliğini kaybedip sadece satın alınan ve tüketilen bir nesneye dönüşüyor.  Hep birlikte beslediğimiz bir canavarın kollarındayız artık.

Kitap okumak insan olmanın, yaşıyor olmanın zenginliğine açılan bir kapıdır. Kitap satın almak da bu heyecana giden yolun en başıdır. Onu ilk elimize alıp sayfalarını çevirmeye başladığımızda gelecekte tadacağımız büyük bir mutluluğun varlığından küçük zerreler içimize işlemeye başlar. Bu, raftan bir kâse yoğurt alıp alışveriş sepetine koymaktan farklıdır. Oysa benim gördüğüm artık arada bir farkın kalmadığı.

Taylan Kara’nın Vasat Edebiyatı 101’i

Kitap fuarının en güzel anı Taylan Kara ile tanışmam ve Vasat Edebiyatı 101 adını verdiği kitabını imzalatmam oldu. Karşılaşmamız tam bir tesadüftü. Aslında birbirimizi Facebook’tan tanıyorduk ama daha önce bir araya gelmemiştik. Kısmetmiş, karşılaşır karşılaşmaz kırk yıllık iki dost gibi ayaküstü konuşmaya başladık. Facebook’un iyi taraflarından biri bu. Bazı yazılarını okumuş ve çok beğenmiştim. Vasat Edebiyat 101’i hemen okumaya başladım ve elimden bırakamadım. Ve bitirdim. Bence Türk Edebiyatı büyük bir edebiyatsa ve hiçbir şekilde kurumayacak bir nehirse, bu Taylan Kara gibi aydın sorumluluğundan kaçmayan, piyasaya teslim olmayan, sadece gerçeği dile getirme cesaretine sahip ve korkusuz insanların hâlâ var olması yüzünden.  

Vasat Edebiyat 101’deki yazılar Yalçın Küçük Hoca’nın Küfür Romanları’nın bir devamı gibi. Tıpkı Yalçın Hoca gibi Taylan Kara da 12 Eylül faşizmine ve onun günümüzdeki uzantılarına, ideolojik aygıtlarına ve ajanlarına karşı verilen bir savaşın kahramanı aslında. Tabii bu isimlere Sadık Albayrak’ı da katmak gerek. Bir bütün olarak Yeni Gelen dergisinin tarihsel rolü de diğer birçok değerli yazarıyla birlikte burada ortaya çıkıyor. Aslında biz Türkiye’yi savunuyoruz; insanlığı, estetiği, adaleti, eşitliği ve kardeşliği… Şüphe yok, biz kazanacağız.

Bukowski okumaları devam ediyor bir taraftan. Tükenmeyen bir özü var özellikle şiirlerinin. Çünkü insanın yüceliğine dokunuyor. Aslında Bukowski zaman zaman insanın bozulmasına, yozlaşmasına, savrulmasına, tahrip olmasına da tanıklık ediyor. Bir bakıma derinin altına iniyor, ama bütün bu acımasız tükeniş çukurunun son basamaklarına indikten sonra bile, hiç bitmeyen bir insani cevherin varlığını saklı tutabildiğini gösteriyor. “Yeterki kararmasın…” diyor sanki. Büyük eserler bizi başka büyük eserlerle buluşturuyor. En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür, bu bakımdan Bukowski’nin en güzel şiirlerinin yer aldığı kitaplardan biri.

ve şimdi anlıyorum ki

iyi yazılmış bir cümle kadar

harikulade ve saf ve mükemmel

hiçbir şey yok.  (En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür)

Demokritos’u Silen Tarih

Yeni kitaplar almaya devam ediyorum. Bazıları anında o an elimdeki kitapların önüne geçiyorlar. Carlo Rovelli’nin Gerçeklik Göründüğü Gibi Değildir’i (Can Yayınları, Ekim 2018), çok karmaşık Fizik konularını felsefi boyutu ile birlikte herkesçe anlaşılabilir biçimde anlatıyor. Elime aldım ve güzel bir roman gibi akıp gitti sayfalar. Örneğin kitabın alt başlıklarından biri “Zaman Yoktur” adını taşıyor. Bir söz sanatı yapmıyor burada Rovelli ve bugüne kadarki dünya-evren kavrayışımızı yerinden oynatıyor. Ama çok daha iyisini kuruyor hemen. Antik Yunan düşüncesinin önemli isimlerinden Demokritos için söyledikleri çok önemli Rovelli’nin. Çok da üzücü. Tek bir yanlış hamle ile insanlığın nasıl binlerce yıl kaybettiğini yüreklice dile getiriyor:

“Ne yazık ki Demokritos’tan geriye hiçbir şey kalmazken, Aristoteles’in sonradan Batı düşüncesinin temelini oluşturan tüm yapıtları günümüze ulaştı. Demokritos’un yapıtlarının hepsi ulaşsaydı ve Aristoteles’ten hiçbir şey kalmasaydı, uygarlığımızın düşünce tarihi belki de daha iyi olurdu.” (s.37)

Tek tanrılı düşünce sistemini besleyen, ona felsefi dayanaklar getiren ya da o yönde kullanılan Aristoteles yolu Ortaçağ’ın bugün bile kapanmayan dişlileri arasına attı bir bakıma insanoğlunu. Neyse ki insanlık o çukurdan çıktı ve bir modern bilim, dinin dogmalarına gereken yanıtları her alanda vermeye devam ediyor. Rovelli’nin kitabı bu açıdan iyi bir “son söz” gibi görünüyor. Henüz bitirmedim ama ilk yüz sayfa kadarki kısım bunu söylememe yetti.

Afşar Timuçin Hoca ile aynı dergide yazıyor almak çok büyük bir mutluluk. Bu bir de sorumluluk yükledi bana. Afşar Hoca’nın 3 ciltlik Düşünce Tarihi dizisi (Bulut Yayıncılık) insanlığın bütün düşünsel birikimini aktaran bir eser. İçeriği açısından son derece güçlü görünüyor. Bu 3 cildi de hemen okunmaya başlayacak kitaplar arasına aldım.

Kitap Fuarı’nın getirdiği hüzün böylece dağıldı yavaş yavaş. Kitap satın almak güzel, satın alacağımızı kitapların kapaklarını açıp bir gün okuyacağımızı düşünmek daha da güzel. Ama en güzeli okuyor olmak bu kitapları. Ömür boyunca bizi bağlayacak bir zincir bu.

Dr. Ulvi Özdemir

11 Temmuz 2021 Pazar | 33 Görüntülenme

İlgili Kategori: Kitap Bağımlısı

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler