Birkaç Kulvarda Birden Okumak ve Bir Kitap Bağımlısının Bitmeyen Huzursuzluğu

Birkaç Kulvarda Birden Okumak ve Bir Kitap Bağımlısının Bitmeyen Huzursuzluğu - Dr. Ulvi Özdemir

Kitap bağımlısı olmanın en önemli sonuçlarından biri okuyacağınızdan daha fazla kitap satın almaktır. Bu hıza okuyarak yetişmek mümkün olmuyor. Sonuçta birdenbire bir sürü yeni oyuncağı olan çocuklar gibi kitapların birini bitirip diğerine başlamak biçiminde aslında ideal olan okuma eylemi yerine aynı anda birden fazla kitaba başlamak kaçınılmaz oluyor. Çünkü diğer kitapları da karıştırmak, şurasından burasından okumaya başlamak için, başladığınız ilk kitabı bitirmeyi bekleyemiyorsunuz. Bu durumda çok istemememe rağmen değişik okuma kulvarları belirliyorum ve birden fazla kitaba başlıyorum. Başlıca kulvarlar tarih ve edebiyat oluyor doğal olarak, ama zaman zaman alt kulvarlar da beliriyor bu süreçte; anı kitapları, “resmi” tarih eleştirisi kapsamında değerlendirilebilecek olanlar ya da popüler tarih kitapları ve bilimsel niteliği yüksek tarih kitapları ile öykü, roman, eleştiri ve şiir gibi türlerde yapılan okumalar. Bir taraftan da hep çizgi roman olmuştur hayatımda. Julia’nın, Ken Parker’ın yeni bir macerasına kayıtsız kalamam. (Teks’in hiç bitmeyen maceralarını okuyarak bir gün bitirebilecek miyim?)

Ne kazanıyorum, ne kaybediyorum? Bunu ölçmem mümkün değil elbette, ama merak ettiğim bir kitabın içine dalmak için daha az bekliyorum. Buna karşılık bir kitaptan alabileceklerimi daha verimsiz bir okuma süreci sonucu alamamış oluyor(muy)um.(?) Emin değilim.

 

Kitap Bağımlısının Amok Koşusu

Kitap bağımlılığı, kitap satın alma bağımlılığı, kitap (ya da herhangi bir yazı) okuyamadan duramama bağımlılığı, bir kitabı bitirip diğerine başlayamama, bunun yerine aynı anda birden çok kitap okuma bağımlılığı, kitapçılara gidip tek bir kitap da olsa yeni bir kitaba rast gelme umudu ile aynı vitrinlere her gün bakma bağımlılığı… Kitap bağımlılığının da farklı kulvarları var ve okuma süreci alt kulvarlara ayrılıp aynı anda okunan kitaplar çeşitlendikçe bağımlılık da alt kulvarlara ayrılıyor ve bu dağılma birbirini besliyor.

Sonunda bir kitap bağımlısı kaçınılmaz olarak bir yetersizlik duygusuyla dolar ve gariptir giderek bu yetersizlik duygusu da çeşitlenir: Okunacak kitapların büyüyen hacmi karşılığında okunanların sayısal olarak acınacak küçüklüğü yüzünden duyulan yetersizlik, okunacak kitaplar ve okunanlar arasında giderek açılan farkı fark etmenin acısı, bu farkı kapatmaya ömrün yetmeyecek oluşu karşısında duyulan korku ve telaş ve geçmişe dönüp boşa geçen ya da yanlış kitaplara yöneldiğimiz zamanların yarattığı pişmanlık duygusu. Başka kaygılar da su yüzüne çıkar; örneğin asıl okunması gereken kitaplar hep okunmamış olanlardır her zaman. Ya da bunca yıldır bir türlü belirlenemeyen “okunacak” kitaplar listesinin hiç ortaya çıkamayacağı artık anlaşılmıştır. Çünkü geçmişte yapılan bütün okuma planları araya giren yeni bir Yalçın Küçük, Bukowski, Eco, Nothomb ya da Paul Auster kitabı ile bozulmuştur ve hiçbir plana sadık kalınmamıştır ve kalınamayacaktır. O yıl başında belirlenmiş “o yıl okunacaklar” listesi delinir bir şekilde, hep böyle olmuştur ve açıktır ki hep de böyle olacaktır. Bütün planlar bozulur, her zaman listedekinden daha iyi bir “yeni” kitap çıkar gelir. 30 yıl çevrilmemiş bir kitap bile nihayet çevrilmiştir, yüz yıl sonra bir kütüphanede bir klasik dönem yazarının yeni bir eseri bulunmuştur, birdenbire yıllar önce okunan ya da yıllar içinde birçok kez okunan bir kitabı yeniden okunmak isteği insanın yakasına yapışır. Bukowski, Yalçın Küçük, Paul Auster benim için böyle yazarlardır. Kim Yeraltından Notlar’ı tekrar okumak istemez ya da Çehov’un öykülerini? Dönüp dönüp okuma isteği duyduğumuz yazarlar yok mudur? Ve bu okumaların hep yeni yazarlara, yeni kitaplara ayrılacak zamanı çaldığını düşünmemek mümkün müdür? İşte yeni bir huzursuzluk kaynağı daha!

Aynı Kitabı Yeniden Okumak

Daha önce bizi mutlu eden bir kitabı yeniden okuma isteği duymamız, sevdiğimiz bir yemeği defalarca yemek isteğinden biraz farklıdır. Çünkü açıkça geçmişteki aynı hazzı almayı umarız ama zaman zaman bu hazzın şiddeti düşer. Örneğin geçen kış birdenbire Becket’in Godot’yu Beklerken’ini okuma isteği duydum. Yeni bir baskısını vitrinde görünce ortaya çıktı bu istek. Alıp okudum. Yaklaşık 25 yıl önce ilk okuduğumda çok etkilenmiştim ama son okuyuşumda nedense hiç beğenmedim. Tekrar söylüyorum: Çok sıkıcı bir eser. Neden böyle düşündüm? Neydi bunca yıldan sonra eksilen? Oysa kapağında “Kimilerine göre tüm zamanların en iyi oyunu olan Godot’yu Beklerken, 21. Yüzyılda da kafamızda soru işaretleri bırakmaya devam ediyor.” diye yazıyor. (Kabalcı Yayınları, İstanbul 2017) Bende ortaya çıkan sorular başka halbuki: Güzeli alabilme yeteneğimi mi yitiriyorum yoksa? Bütün bunlar yaşlanıyor olmamın bir belirtisi olabilir mi? Suç ve Ceza’yı yeniden okusam da aynı hayal kırıklığını yaşar mıyım? İşte yine bir kitap bağımlısının yeni huzursuzluğu. Yıllardır biriktirdiğim (Bir gün okuyacağım!) istekle, okumaya başlayıp büyük bir hayal kırıklığı yaşadığım Yüzyıllık Yalnızlık’tan sonra Godot’yu Beklerken’de de aynı duyguyu yaşamam neyin belirtisi? Niye çoğunluğun yargısından böyle ayrı düşüyorum? Açıkça düşündüğüm şeyleri yüksek sesle söyleyebilecek miyim? (Her ikisi de düpedüz, sıkıcı, kötü eserler.) Bu sorularla hesaplaşmak isteği, bir okuma planı varsa onu alt üst etmeye yeter. Bir taraftan da geçmişin o büyük eserlerinin şimdiki ben için ne ifade ettiği kafamı kurcalar ve gelecekteki hesaplaşma zamanı yeni bir gerilim doğurmaya yeter. Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş’unu, Amelie Nothomb’un Kara Sohbet’ini ya da Kıran Kırana’sını, Remarque’ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’unu, Paul Auster’in Yükseklik Korkusu’nu yeniden okuduğumda ya eski lezzeti alamazsam? Hangisi doğru teşhisti peki? Ya da hangi ben doğru okumayı yaptı, geçmişteki ben mi, şimdiki ben mi? Ya gelecekteki ben? Anılardaki güzellikleri böyle bozmaya hakkımız var mı peki? Neden hatırlıyorum bu kitapları ve yeniden okuma isteği duyuyorum ayrıca? Kısıtlı zamanımda yeni lezzetler (yeni yazarlar ve yeni kitaplar) tatmak varken olası bir hayal kırıklığı için zaman harcamak doğru mu? Oysa her yeni kitap bir “boşa zaman harcadım.” olasılığını da içerir. Eski lezzetlerse eski dostlar gibi hep imdadımıza yetişmezler mi, edebiyatın yeni kapıları bizi hayal kırıklığına uğrattığında?

İşte bir kitap bağımlısı böyle kurar kafasında; yeni bir okuma kulvarında koşarken ya da koşamazken hatta bazen düşüp ruhsal bir yaralanma içinde olduğu yerde kıvranırken. Okuma yoğunluğunun yorgunluğudur bu.

En iyisi kalın bir kitaba başlamaktır böyle anlarda. Uzun bir tatil gibidir kalın kitaplar. Bazen de hiçbir şey okumadan zaman geçirmek gerekebilir. Bir süreliğine soru(n)lardan kaçabilir insan böylelikle. Bütün lezzetlere ulaşamayacağımızı bilmenin, bir tüketim çılgınlığında yapılan bir koşudan ayrılma düşüncesinin erdemi, eski dostlarımızı hatalarıyla, eksiklikleriyle de olsa bağrımıza basmanın, yeni kitaplara, yeni yazarlara doğru yolculuklara az da olsa yer ayırabilmenin ve ayırabileceğimizi bilmenin keyfi ve biraz yavaşlamanın, okuyamasak bile kitapları yerleştirdiğimiz raflarda sadece seyretmenin ya da sadece elimize alıp onları okuyacağımız zamanı düşünmenin hazzı ile yetinmenin yüceliği sarabilir bizi. Bir şeylerden arınırız, bir lezzetten hemen bir başkasına koşarken oluşan gereksiz bir tortudan sıyrılırız.

Yaşamın özü kalır okuduğumuz bunca kitaptan geriye. 

Dr. Ulvi Özdemir

20 Nisan 2021 Salı | 173 Görüntülenme

İlgili Kategori: Kitap Bağımlısı

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler

Bu İçerikler de İlginizi Çekebilir