Endüstri Ressamı Orhan Aksoy’dan Demlenen İzlenimler

Endüstri Ressamı Orhan Aksoy’dan Demlenen İzlenimler - Müslüm Kabadayı

Orhan Aksoy, 1941 Hatay Yayladağı doğumlu, dolayısıyla kentteşiz. Ağabeyi Mehmet Aksoy’u 1979’da Ankara Zafer Çarşısı’nın üzerinde sahaflık yapan köylümüz Selim Sevim’in tezgâhında tanımıştım ama Orhan Aksoy’u 2007’de Ankara Yüzüncüyıl’da ilk kez görebilmiştim. Oysa ilk gençlik dönemimizden beri arkadaş olduğumuz sevgili Ali Uğraş’ın kayınbabasıydı ve kendisinden hep söz ederdi. Ali’den telefonunu alarak irtibat kurduğumuz sanatçımızı, candostum Mehmet Kabadayı’yla 31 Ocak 2019’da Almanya’da görme olanağı bulabildik. Onunla geçirdiğimiz dolu dolu saatlerde hem yaşamından değişik kesitlerle ilgili video kaydıyla söyleştik hem de yaşadığı Neustadt an der Weinstrasse’nin tarihi ve kültürel mekânlarını gezdik. Gündüz ve gece boyunca söyleşimize eşlik eden, zaman zaman hatırlatma ve katkılarda bulunan eşi Reyhan Hanım, sıcakkanlılığı ve güler yüzüyle bize çay kahve dışında yemek ve kahvaltılık da sundu. Halk arasında bir söz vardır hani, “İçi dışına yansımış,” diye, eşinin insan güzelliği de öyle… Gençliğinden itibaren devrimci siyasi mücadelenin içinde bulunan Reyhan Aksoy’la kırk yılı aşkın birlikte bu mücadeleyi sürdürdüklerini söyleyen Orhan Aksoy’un sağladıkları uyum, gerçekten de örnek alınacak bir yaşam biçimi…

Neustadt, “yenikent” anlamına gelmekle birlikte bölgenin eski tarihi dokusunu, kültürünü her şeyiyle barındıran bir kent. Orhan Aksoy’ların oturdukları semte “Afrika Fertil” deniyormuş. Onun anlatımına göre yaklaşık 100 yıl önce bir Afrikalı tarafından satın alınan bu semtteki arazi parsellenerek memurlara satılmış. Kendilerinin aldığı ev de postanede çalışan bir memurunmuş. Schlossberg’in içine doğru uzanan bir vadinin kenti ve ovayı gören yamacına kurulu bu evden çevreyi izlerken, karların kapladığı karşıdaki ormanın girişindeki taraça dikkatimi çekti. Sorduğumda, bu taraçanın 2. Paylaşım Savaşı’nda Nazilerin zulmüne karşı patates vb. sebze ekerek besin ihtiyaçlarını karşılamak üzere halk tarafından yapıldığını söylediler. Nazi faşizminin yol açtığı katliamları işleyen filmlerde gördüğümüz sahnelerden biri de bu semtte yaşanmıştı demek. O anda tek amacı kâr etmek olan sermayenin insanı çürütüp yıkmasının en acı örneklerinden birinin gerçekleştiği bu atmosferi sanki hücrelerimde hisseder gibi oldum. İrkildim.   

Beyinle Başlayan Ellerle Somutlanan Sanat

Sanatçımızın çok karmaşık ve mücadeleyle dolu bir yaşam öyküsü var. Öğrencilik döneminde ele avuca gelmeyen, “dağlı” olmanın da etkisiyle haksızlık ve yanlışlara göz yummayan yanı, onun okullardan atılmasına kadar yol açmış. Bunlarla ilgili anlattığı anekdotlar, 1950’li yılların ortaöğretim ve yüksek öğretimine dair önemli izlenimler sunuyor olmakla birlikte anne tarafından gelen sanata yatkınlığın Orhan Aksoy’da nasıl geliştiği konusu üzerinde durmak istiyorum daha çok. Kendisinin anlatımından çıkardığımıza göre annesi, büyükannesi ve dayıları hep resim yaparlarmış. Genleriyle taşıdığı bu yeteneği elleriyle geliştirdiğini belirten sanatçımız, her şeyin beyinde başlayıp elde bittiğini vurguluyor. “Bir kez gördüğü ya da tasavvur ettiği bir şeyi beyninde çizemeyen bir insan, elleriyle bunu tuvale, kâğıda ya da duvara çizemez,” diyor. Özgüven ve girişkenliğin, bulunduğu yerde yaratıcılığı ve çalışkanlığıyla var olmasının, aile ortamından başlayarak Yayladağı gibi küçük bir ilçede çok iyi eğitimcilerin elinde ve Adliye’de çalışan babası Osman Bey’in kültürlü insan çevresinde yetişmesinden kaynaklandığını söylemek, yanlış olmaz herhalde. Resim başta olmak üzere birçok yeteneğini geliştirmesini esas sağlayan ortamınsa, İzmir Gaziemir’deki Askeri Akademi olduğunun altını çiziyor. Burada inşaat, makine, ahşap başta olmak üzere birçok işi “safha” denilen aşamalardan geçerek öğreniyor. Daha sonra orduda karşılaştıkları bir haksızlık üzerine komutanlarıyla gerilim yaşıyor ama çok yetenekli bir “eleman” olduğu için bir süre rütbe takmadan görev yapıyor. Resim çalışmalarına Balıkesir’de görev yaparken yoğunlaşıyor. Sergiler açıyor. Kendisini orduda yeterince ifade edemediğini düşünerek istifa ediyor ve 1970’li yılların başında Almanya’ya geliyor. 

Köln’le Duisburg arasında bulunan Krefeld’de çalışmaya başlıyor. Kısa sürede burada tanıştığı öncü işçilerle birlikte Krefeld İşçi Yardımlaşma Derneği’ni (KİYD) kuruyorlar. O yıllarda hem Türkiye’de hem de Almanya’da işçi sınıfının sendikal ve siyasal mücadelesi hızla yükseldiğinden, bu durum onların başka kentlerdeki dernek, sendika ve partilerle bağını güçlendiriyor. İlk yıllarda aynen Türkiye’de olduğu gibi bu örgütlerde Dr. Hikmet Kıvılcımlı taraftarları etkin oluyorlar. Diğer yandan Leverkurzen’de bulunan F. Engels’in babasına ait yerde DKP’nin (Almanya Komünist Partisi) katkısıyla sosyalist eğitim alıyorlar. Berlin Toplumcular Ocağı’nın çıkarmış olduğu Kurtuluş gazetesinin yaygınlaşmasına katkıda bulunuyorlar. 1976’da bu dernekle birleşen KİYD, daha sonra 87 dernekle birlikte merkezi Düsseldorf’ta bulunan FİDEF’in kuruluşuna katkıda bulunuyor. Türkiyeli işçi derneklerinin federasyon örgütü olan FİDEF’in öncülüğünde 1976’da Krefeld’de 1 Mayıs mitingi yapıyorlar. Almanya’da o dönemde etkin olan DGB (Alman İşçi Sendikaları Federasyonu) ile dayanışma halinde etkinliklerini giderek yaygınlaştırıyorlar ve kendisi FİDEF’in Kültür Sekreteri oluyor. Sınıf mücadelesindeki politik birikimleriyle Dünya’daki silahlanmaya karşı ciddi bir kampanya yürütecek olan APEL’i kuruyorlar. Bizim lise ve üniversite öğrenciliğimize denk gelen bu yıllarda dış haberlerde öne çıkan sözcüklerden biri “detant”tı yanlış hatırlamıyorsam. Özellikle Sovyetler Birliği’yle ABD arasındaki nükleer silahlara ilişkin yürütülen görüşme ve yapılan anlaşmalarda APEL gibi derneklerin, Türkiye’de Barış Derneği’nin de üyesi bulunduğu Dünya Barış Örgütü’nün etkili olduğunun altını çizelim. Demek ki Orhan Aksoy’ların kurdukları dernek de bu amaçla çalışmalar yürütmüş o zamanlar.

Örgütlü Mücadelenin Kazanımları

Orhan Aksoy, politik çalışmalarını sürdürürken sanatsal uğraşılarını da ihmal etmez. Bir yandan Frankfurt’ta matbaacılık yapan arkadaşları aracılığıyla Duisburg’da matbaa kurarlar. Böylece FİDEF’in yayınlarını, afişlerini burada basmaya başlayarak masraflarını azaltırlar, hatta başka baskılar yaparak gelir elde ederler. Aynı biçimde Essen’deki İşçi Derneği’nde fırın çalıştırırlar ve ayda 8-9 bin Mark kazanırlar. Bu verimli çalışmalarından dolayı DKP’nin kurucularından ve 2. Paylaşım Savaşı’nda Naziler tarafından kurşuna dizilen Ernest Thalmann anısına Reyhan Aksoy’a ödül verilir. Bu işçi ve komünist önderin şapkalı bir kabartmasının olduğu madalyayı bize gösterdiklerinde, çok duygulandıklarını gözlemledik.

Hedefi olan ve etik değerlerle örülmüş her mücadele insanı güzelleştirir, aynı zamanda olgunlaştırır. Bu mücadeleye an gelir düşmanlar bile saygı duymak zorunda ya da durumunda kalırlar. Bunlardan birini sanatçıların mücadelesi açısından Orhan Aksoy anlattı. Ağabeyi Mehmet Aksoy’un başkanlığını yaptığı Türkischer Akademiker und Künstlerverein (Türkiye Akademikerler ve Sanatçılar Derneği) öncülüğünde Fransa’da düzenlenecek sergiye gitmek isterlerken, 12 Eylül sonrası gazaba gelen Türkiye’nin Alman Büyükelçiliği tarafından heykeltıraş Mehmet Aksoy, ressam Hanifi Yeter ve müzisyen Tahsin İncirci’yle birlikte pasaportları ellerinden alınmış. Ne yapacaklarını düşünürlerken dönemin Alman Cumhurbaşkanı Richard von Weizsacker (1984-1994) olaya müdahale eder ve sanatçılara Alman pasaportu verilmesini sağlar. Böylece Paris’teki sergiye Türkiyeli sanatçılar katılma olanağı bulurlar. Bu olay, faşist rejim tarafından ülkemizin onuruyla oynanmasının sayısız örneğinden sadece bir tanesi… Sanatçımız, bu olayı anlatırken kitaplığa bakıyordum. Daha çok sanat kitapları vardı, ressam ve heykeltıraşların katalogları vb. Gözüm birden Nâzım Hikmet’le ilgili yapılmış Türkçe-Almanca bir çalışmaya takıldı. Kalın kuşe kâğıda basılmış kitabı açtığımda 1982’de Batı Berlin’de Türkiye Akademikerler ve Sanatçılar Derneği tarafından basıldığını öğrendim. Nâzım Hikmet’in şiirlerini Almancaya, Almanya’da yaşayan Türkiyeli şair-yazarlardan Yüksel Pazarkaya’nın çevirdiğini okudum. Bir zamanlar Almanya’da Türkiyeli sanatçıların oldukça örgütlü ve etkili olduklarını bu örnekten de anlamak mümkün.  Köln’de görüştüğümüz ressam Sabahattin Şen’in, Essen Bochum’da ressam Aydın Karahasan öncülüğünde kurulan SAN-DER’in (Sanatçılar Derneği) Türkiyeli sanatçıları bir arada tuttuğunu ama şimdilerde eski gücünü ve etkisini yitirdiğini dile getirmesi, bu gözlemimizi teyit etmektedir.

Bozmak İsterken Doğan Güzellik

Endüstri Ressamı Orhan Aksoy’un ortaya çıkışı da ilginçtir. Krefeld’de yaşadığı dönemde Ostora adlı bir firmanın ressam aradığını öğrenir sanatçımız. Yetkililerle görüşür ve çalışmalarını referans kabul eden firmada işe başlar. Bu firma Türkiye’ye de ürünlerini satmaktadır. Kendisi orada toz halindeki boyalardan keramik üzerine resimlerini yapar. Ancak çalışmalarından rahatsızlık duyan Alman kadın mühendisin farklı renklerde boyalar vererek kendisini sabote ettiğinin farkına varır ama ilk kez denenen bu çalışmada ortaya çıkan renkler, hem kendisini hem de Alman firma yetkililerini şaşırtır. Doğrusu böyle bir beğeni alınca, “Sabotaj her zaman kötü sonuç doğurmazmış,” diye düşünmeye başlar. Keramikler üzerine yaptığı resimler fırınlarda pişirilip Almanya’dan başlayarak Dünya’nın birçok ülkesindeki duvarlara, havuzlara, taban ve tavanlara monte edilir. Almanya’da endüstri ressamı olarak tanınmaya başlar. Derken Avrupa’da bilinen bir sanatçı haline gelir.  

“Lava Keramik Kunstwerkstatte” adıyla kurumlaşan Orhan Aksoy’un endüstri ressamlığı çalışmaları, Paris’teki konservatuarın duvarlarında, Yugoslavya Parlamentosu binasında, Dubai’deki gökdelende ve mutfaklarda, başka ülkelerin havuz ve hamamlarında görenlerin ilgisini çekmeye, duygulandırıp düşündürmeye devam ediyormuş. Kendisi, bu işleri yaparken çekilmiş fotoğraflarını bize gösterdikten sonra sandıktan bir çantasını çıkarıp getirdi. Çıkardığı birçok rölyefe, teklif yazılarına, takdir belgelerine, yazışmalara ve raporlara baktık. Çok ince süslemelerle çalışılmış insanın ayağa kalkış, alet kullanış ve soyutlama yeteneğini anlatan çizimler, adeta bizi büyüledi. Sanatçımızın çalışmalarından ikisiyle ilgili verdiği bilgi, sanatçının gözlem gücünü ve yaratıcılığını göstermesi yanında gelenekten yararlanma biçimi bakımından da önemliydi. Ahşaptan yaptığı bir hamam kapısının kendiliğinden kapanması için, Yayladağı’nın en eski hamamındaki kapının kapanma tekniğinden yararlanmış. Ayrıca volkanik taşlardan bahçe oluşturma tekniğini, yine gençliğinde Yayladağı’nda gördüğü “saran” uygulamasından yararlanarak geliştirmiş. Bunları, yeni kuşağın “Eskisi olmayanın yenisi olmaz,” anlayışını sanatsal ve bilimsel alanlarda çalışma yaparken akıllarından çıkarmamaları için not düştüğümün bilinmesini isterim. 

31 Ocak akşamı karanlık çökmeden Orhan Aksoy’un rehberliğinde Neustadt’taki tarihi mekânları gezmek için yola çıktık. Dünyanın en uzun şarap caddesi olan (200 km’yi aşkın olup Fransa sınırına kadar uzanıyor.) Weinstrasse’den geçerken yolun her iki tarafında şarap yapımevleri ve satışevleri vardı. Birkaç km sonra bir kalenin girişinde durduk ve araçtan inerek içeri girdik. Burası, Hambach Kalesi’ymiş. Almanya'nın Rheinland-Pfalz (Renanya-Palatina) eyaletinde Neustadt an der Weinstraße şehrinin Hambach bölgesinde yer alan kale, 1832'de yapılan Hambach Festivali dolayısıyla Alman demokrasi hareketinin sembolü olarak görülmekteymiş. 1982’de 150. Yıl şenliklerinden sonra, restorasyonu hızla yapılmış. Orhan Aksoy, bize kalenin çok kalın dış duvarıyla yükselen iç duvarlarının teknik özelliklerini anlatırken, ben de fotoğraf ve video kaydıyla bunları tarihe not düşüyordum. Alt tarafta uzanan uçsuz bucaksız ovaya hakim bir tepede kurulu kaleyi geride bırakarak Neustadt’a döndük.

Bizim Kızılgöl yaylasında yatmışçasına sabah dinç olarak kalktık. Salon’daki Mehmet Aksoy’un Nâzım Hikmet masklarını, heykelciklerini, arka bahçe duvarındaki resimleri kayda aldıktan sonra kahvaltımızı yaptık. Bize gönülleri açan, zengin bir kültür-sanat atmosferi sunan kentteşlerimiz Orhan ve Reyhan Aksoy çiftine teşekkür edip sarılarak Neustadt an der Weinstaresse kentine veda ettik.

Müslüm Kabadayı

29 Mayıs 2021 Cumartesi | 124 Görüntülenme

İlgili Kategori: Köprü

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler