Kim İnanır Nobel’e?

Kim İnanır Nobel’e? - Özkan Mert

İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Ödülü

Nobel Ödülleri, yaşamı boyunca 355 buluşla rekor kıran, İsveçli bilim adamı ve kâşif Alfred Nobel (1833-1896) tarafından kuruldu. En tanınan buluşu olan dinamitle de dünyaca etkin bir lider oldu. Öldüğünde o zamana göre rekor düzeyde sayılan 33 milyon kuronluk bir servet bıraktı arkasında. Bunun 31 milyon kuronunu edebiyat, fizik, kimya, tıp ve barış alanlarında büyük buluşlar ve çalışmalar yapan insanlara dağıtılmak üzere kurulacak bir vakfa verdi: Nobel Vakfı.

1901-2017 yılları arasında Nobel ödülü ve ekonomi ödülü toplam 585 kez dağıtıldı. Bunların 892 tanesi bireylere 24 tanesi örgütlere gitti. Ödül verilenlerin çoğunluğu erkeklerdi. Kadınların sayısı ise komik denecek derecede azdı: Yalnızca 48 kadın.

İsveç Kralından Ödüllü Cinsel Tecavüzcü ‘Kültür Profili’

Yıllarca saygınlığını koruyan İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Komitesi’nin gerçek yüzü 2018 Kasım ayında İsveç Akademisi’nin fonlarıyla kültürel bir proje yürüten ve İsveç medyasında ‘Kültür Profili’ olarak adlandırılan Fransız fotoğrafçı Jean-Claude Arnault’un, 18 kadın tarafından cinsel taciz ve saldırı ile suçlanmasıyla ortaya çıktı. Üstelik iddia edilen saldırıların önemli bir kısmı İsveç Akademisi’ne ait binalarda olmuştu. Arnault ise iddiaları reddediyordu.

Daha da İlginç olan, Arnault’un eşi şair Katarina Frostenson’un da Akademi üyesi olmasıydı. Kurum bu nedenle Katarina Frostenson’un ödül komitesinden çıkarılması önerisini reddedince tartışma daha da büyüdü. Buna ek olarak çıkar çatışması tartışmaları ve Nobel adaylarının isimlerinin sızdırılması da komite içindeki ayrılıkları derinleştirdi.

‘Kültür Profili’ Fransız Jean-Claude Arnault’un İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Ödülü komitesi üyesi eşi şair Katarina Frostenson ile birlikte İsveç Akademisi’nin olanaklarını kullanarak bir ‘Edebiyat Barı’ işlettikleri ortaya çıktı. ‘Kültür Profili’ çok başarılı bir işletmeci ve kültür elçisiydi. Kralın elinden yüksek hizmet ödülü bile almıştı. Ve tüm bunlar olup giderken “Kültür Profili” İsveç Akademisi’nin binalarında 18 kadına cinsel taciz ve saldırılarda bulunarak hizmetine devam etti…

‘Kültür Profili’ sonunda İsveç yargısının elinden kurtulamadı ve 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İtiraz etti. İtiraz edince mahkeme cezasını 6 ay daha arttırdı. Sakın ha Arnault’u hapiste falan sanmayın. Fransa’da İsveç Akademisi için kiraladığı evde keyif çatıyor.

Salman Rüştü’nün Şeytan Ayetleri

Sonunda bir dizi istifalar yaşandı. İstifa edenler arasında cinsel taciz skandalına eşinin adı karışan yazar Frostenson ile Akademi başkanı Profesör Sara Danius da var. Şu anda komitede 11 üye kalmış bulunuyor. Kerstin Ekman: 1989’da Akademi’nin, Salman Rüştü’nün Şeytan Ayetleri kitabı hakkında yayınlanan “fetva”yı kınamayı reddetmesinden bu yana oy kullanmıyor. Oysa Akademi yönetmeliğine göre yeni bir üye atanabilmesi için komitenin en az 12 üyesinin olması gerekiyor. Teknik olarak ise Akademi üyeliğine gelen bir kişi bu görevi “ömür boyu” sürdürüyor ve çalışmalara katılmayı reddedebilmekle birlikte istifa edemiyor.

Burada şunu hemen söyleyelim: Katarina Frostenson ve Sara Danius Nobel Vakfı’ndan yüklü bir para alarak istifa ettiler.

Peki! Şimdi Ne Olacak?

2019’da 2 Nobel Edebiyat Ödülü birden verilecek.  

Nobel Vakfı Başkanı, 2018 Edebiyat Nobel Ödülünün, 2019 yılı ödülüyle birlikte gelecek yıl açıklanacağını bildirdi. İlk kez 1901 yılında ödül veren Nobel Akademisi hiç bu kadar büyük bir krizle karşı karşıya kalmamıştı. Akademi ödülün açıklanmasını erteleme kararının gerekçesini “kamuoyunun güveninin yitirilmesi” olarak gösterdi. İsveç kralı Karl Gustaf, kuralları değiştirerek üyelerin istifasını mümkün kılacağını söyledi. Bazı Akademi üyeleri, geleneğin devamı açısından ödülün verilmesi gerektiğini söylüyorlardı ama kurumun ödül verebilecek durumda olmadığını söyleyen üyeler ağır basmış görünüyor. Bu ilk kez olmuyor. Mesela 1939 yılında ödül açıklanmamış ancak o yılın ödülü daha sonra Amerikan oyun yazarı Eugene O’Neill’e verilmişti. Dünya Savaşı sırasında 6 yıl Nobel ödülü verilememesi dışında, 1935 yılında da ödüle değer bir aday bulunamadığı bildirilmişti.

Nobel Edebiyat Komitesi mi? Dizi Film mi?    

İsveç Nobel Edebiyat Komitesinde yaşananlar, Amerikan ya da Türk dizi filmlerine benziyor: Her şey var: Seks, tecavüz, kamplaşma, ödül verilen yazar adının önceden sızdırılması, klikler, çıkar sağlama vb. Ayrıca mizah gibi olaylar, kısaca değinelim:

1901 yılında ödül yanlış yazara verildi!

1901 yılı Nobel Edebiyat Ödülü Fransız şair Sully Prudhomme’a verilince, aralarında İsveç’in ve dünyanın en büyük oyun yazarlarından August Strindberg ve dünyaca ünlü ressam Anders Zorn’un da bulunduğu 42 İsveçli kültür insanı, İsveç Akademisi’ne şiddetle saldırdılar ve ateş püskürdüler. Gerekçeleri Sully Prudhomme’nin, ödülü hak etmeyen sıradan bir şair olmasıydı. Ve ödül gerçek bir yaratıcı olan ve çağımızın efsanevi yazarı Lev Tolstoy’a verilmeliydi. Elbette çok haklıydılar. Çünkü bugün Sully Prudhomme’nin adını bile hatırlayan yok. Tolstoy ise her dönem daha çok devleşiyor.

Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü İçin Doğru Yazar mıydı?

Tabii burada hemen aklımıza Orhan Pamuk geliyor.

Dünyada ve Türkiye’de yüzlerce büyük yazar varken Pamuk’a neden Nobel Edebiyat Ödülü verildi? Nobel Komitesi neden Yaşar Kemal’e değil de Pamuk’a ödül verdi? Çünkü komite, seçiminde o yıl ya da o dönemdeki politik/sosyal/ekonomik devinimleri de seçim kriterlerinin içinde belirli dozlarda kullanıyor. Örneğin, Polonyalı kadın şair Wislawa Szymborska’ya, “Tarihsel ve biyolojik bağlamın, insan gerçekliğinin parçalarında aydınlığa kavuşmasına izin veren ironik kesinlik ile şiir” yazdığı gerekçesiyle 1996 yılı Nobel Edebiyat Ödülü verilmesinde Solidarnos (Dayanışma) hareketinin etkisi olduğunu düşünüyorum. Komite Nobel alacak yazar ve şairde ‘yazarlığının dışında özel bir şey’ görmek istiyor.  

Orhan Pamuk 6 Şubat 2005 tarihinde İsviçre gazetesi Tages Anzeiger’e şu demeci vermişti: “Bu topraklarda 30 bin Kürt, 1 milyon da Ermeni öldürüldü ve kimse bundan söz etmeye cesaret edemiyor. Ben bunu yapıyorum. Bundan dolayı benden nefret ediyorlar.” Bu düşünce doğrudur yanlıştır, tartışılabilir.

Bu derin tarihsel olayı, köklerine dayandırmadan bir gazete haberi gibi kullanınca, Komite aradığı ‘özel şeyi’ buldu. Ama ülkemizde tutuklu, hapiste yatan yüzlerce yazar, şair, gazeteci, yayıncı için sesi çıkmayan bir yazarın bu demecinin Nobel Edebiyat Komitesine atılan bir pas olduğu tartışılamaz. Pamuk, vitrinlere oynamakta usta bir taktisyen olduğunu göstermiş ve diğer Nobel adayı yazarların önüne geçmiştir. Ama en azından bir yazar için en önemli şeylerden biri olan inandırıcılığı derin yara almıştır.

Ama komite, Yaşar Kemal’den bu pası alamamıştır. Ayrıca bu konu ile ilişkili tutanakları okumak çok yararlı olur. Bu kadar ayırmacılığın, rüşvetin, klik çatışmalarının olduğu bir komitenin hangi gerekçelerle hangi yazarları seçtiğini bilmek yeni bir dizi filmin konusu olabilir.

Burada yeri gelmişken şunu da belirmekte yarar var: Bazı ülkelerin etkin kurumlarının, hükümetlerinin,  kendi tanınmış yazarlarına Nobel Ödülünü verdirtmek için milyonlarca doları kamuoyu yaratmak için kullandıkları biliniyor. Örneğin söz konusu yazarların üzerine yazı yazdırtmak, televizyonlara çıkarmak vb. Kısaca: Nobel Ödülüne giden yollar çok… Tabii kişisel yolları deneyenler de var. Türkiye’den, tanıdığım bir yazar, komite üyelerinden birisinin hasta olan karısına çiçekler götürmüştü… Neden olmasın? Belki bir sonuç verirdi?

1908: Kim Dediniz?

1908 yılında Nobel Edebiyat Ödülü Alman filozofu Rudolf Eucken’e verilince herkes şu soruyu sordu birbirine: Kim bu? Sonradan anlaşıldı ki ikiye bölünen komite üyeleri kendi adaylarını kabul ettiremeyince hiç adını duymadıkları ve istemedikleri birine verdiler ödülü: Rudolf Eucken’e.

1974: Kendi Kendine Ödül Veren Nobel Edebiyat Komitesi

Eeee! Nobel Edebiyat Ödülü hep başka ülkelerin yazarlarına verilecek değil ya! Komite bu ödülü üyeleri arasından seçtiği İsveçli Eyvind Johnson ve Harry Martinson’a verince kıyamet koptu. Böylece İsveç parası İsveç’te kaldı.

Bob Dylan ve Şarkı Sözleri Edebiyat mıdır?

2016 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ABD’li şarkıcı ve söz yazarı Bob Dylan’a verilince yer yerinden oynadı. En çok şaşıran da herhalde Bob Dylan olmuştur. Müzikten çok para kazandığı için kazandığı ödülü önemsemez görünen Bob, zorunlu konuşmasını yapmadı ama konuşmasını bir ses bandına alıp gönderdi. Dylan’ın 4 bin kelime uzunluğundaki Nobel konuşması, 27 dakika uzunluğundaki ses kaydı eşliğinde İsveç Akademisi’nin internet sitesine konuldu. Konuşmasında, her şeyin Holly ile başladığını söyleyen Dylan, edebiyat alanında kendisini etkileyen üç eser olarak Herman Melville’in Moby Dick, Homeros’un Odysseia ve Erich Maria Remarque’nin Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı kitaplarını sayıyor ve konuşmasını ise şu şekilde bitiriyor:                   

“Şarkılarımız yaşayanların dünyasında canlıdır. Ama şarkılar edebiyat gibi değildir. Onlar söylenmek içindir, okunmak için değil.”

Neyse. Sonunda Bob da ödül karşılığı 900.000 dolarını aldı.

Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi Üyeleri Bir Ödül Komitesi mi, Yoksa Pop Yıldızları mı?

Son olaylarda Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi değil de, pop yıldızı gibi davranış sergileyen komiteye burada birkaç soru sormamız gerekiyor. Şarkı sözleri edebiyat değilse: 

 -Bob’a neden Nobel Edebiyat Ödülü verildi?                                                                  

-Komite bu seçimiyle ne yapmak istiyor?                                                                      

-Çoğunun yaşı 70’lerin üzerinde olan komite üyeleri arasında bunayanlar mı var?                               

Kristina Lugn ile Küçük Bir Anı

Benim Nobel Komitesi ile fazla bir ilişkim olmadı. 80’li yıllarda birkaç kez İsveç Radyosu adına Nobel törenini izledim. Komitenin eski sekreteri Lars Gyllensten ‘Diren ey kalbim’ adlı kitabımın İsveççe çevirisini okumuş. Övücü şeyler yazmıştı.      

Yıllarca önce, şair Kristina Lugn ile bir tren yolcuğunda yan yana oturmuş ve sohbet etmiştik. O zaman daha Nobel Komitesine seçilmemişti. Şiirlerden ve hayattan söz ederken:                                                                                                                        

 “Ne kadar çok şey bilirsem, söyleyeceğim şeyler o kadar azalıyor” dedim.                                 

Ben hayatın ve şiirin büyüklüğü ve sonsuzluğu konusunda bir konuşma beklerken, bana şu yanıtı verdi: 

“Söyleyeceğin şeyler artmaz mı?”                                                                                             

Çok şaşırmıştım.

Tüm bunlardan sonra:

KİM İNANIR NOBEL’E?

Özkan Mert

6 Temmuz 2021 Salı | 231 Görüntülenme

İlgili Kategori: Eleştiri

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler