Günümüz Şiirinin Açmazlarındaki Suskunluk

Günümüz Şiirinin Açmazlarındaki Suskunluk - Asım Öztürk

Uzun süren bir dağınıklığın içinden yaşadıklarımızı alıp çıkarabilsek, belki yaşayıp gittiklerimize daha doğru tanılar koyabiliriz. Seksen sonrası hemen hemen her alanda yaşadığımız o büyük budamadan, yaşata geldiğimiz ne kadar önemli toplumsal değerimiz varsa onları da yitirerek çıkmanın sancılarını taşıyoruz. Yaşadığımız toplumsal gerçeklere bilimsel bakabilmenin yöntemlerini çoktan yitirdik. Tüm bu olanlar içinde varlığımızı sürdürebilmek için ya sessiz kalmayı, ya da yandaş olmayı; olumsuza benzeyerek yaşamayı sürdürmeyi yeğledik.

Bu derin zehirlenmenin sosyolojik boyutlarına burada ayrıntısıyla girmeyi pek düşünmüyorum. Gerektiği yerlerde bunların ayrıntısı da konuşulabilir ya da yazılabilir.

Sanat ve özelinde sanatçı bağlamında bu yaşanan gerçekliğe bir tanı koymak gerekiyor. Öylesine gerekiyor ki bunları ayrıntısıyla yazmak ve konuşmaktır güncel olan. Yıllardır bu savrulmanın yaşandığı alanlardan biri de sanat ve şiir alanındadır. Gerek ülkemizin, gerekse tüm dünya uluslarının çok değişik nedenlerle yaşadığı, bir bakıma insanlığın utanılası günlerine dokunmadan geçmek, bunlar hiç olmamış gibi davranmak bir başka açmazımızdır. Aradan geçen bu uzun zaman içinde çekilen acılara, yaşanılmış kötü deneyimlerin oluşturduğu tortulara bilerek, ses çıkarmayarak yeni kuşaklara yeniden hem de daha acı bir biçimde yaşatmaktır kötü olan. Bu sürecin bir yazgıymış gibi sunulmasına biz sanatçıların, biz şairlerin hiç karşı koymadan durması günümüzün en önemli patolojik sorunudur. Nasıl olur da yanı başımızda, içimizde, komşumuzda, kapımızın eşiğine dek sokulan bu yok edişin sürüp gitmesine seyirci kalıyoruz.

Şair İnsanlığın Birikimlerine Sahip Çıkar

Bunca acı gerçeğin renge, ışığa, görüntülere, sözcük sözcük öyküye ve şiire dönüşmemesini düşüne biliyoruz. Özelinde bir şair yaşama sözcükleriyle bakar, sözcükleriyle dokunur, sözcükleriyle tutar yaralananın elinden, sözcükleriyle öper bir çocuğun gözyaşlarını. Anamalcı sistemin tüm kuşatmalarına karşı içindeki umudu sözcükleriyle yeşertir, onlarla direnmenin o içsel odalarını güçlendirir. Tüm insanlığın bu güne dek büyük emeklerle kurduğu ve geliştirdiği kültürlere böyle sahip çıkar. Yeryüzünde ne varsa, biriktire biriktire neyi çoğalttıysak tüm bunların insanlığın ortak değerleri, ortak geçmişi olduğunu bilerek onların bir rengine, onların bir hecesine, onların bir biçimine zarar verilmemesine özen göstermeliyiz. Özen gösterme önceliği duyarlıklarıyla, birikimleriyle, sezgisiyle sanatçılara düşmektedir. O birikimlerin nasıl acılı süreçlerden damıtıldığını en iyi bilenlerin sanatçılar olduğunu unutmamalıyız. Karanlığı, bilinmezliği oya oya ortaya çıkardığımız o ışıltının giderek gür bir ışık kaynağına dönüşmesini sağlayanların tüm çırpınışlarını unutmadan bunu yapmalıyız.

Genelinde böylesine özel konumuyla tüm güzel değerlerimizin can çekiştiği bir alandan gözlerimizi kapatarak geçmek en azından bir körlüktür, bunun ötesinde kendi varlığımızın da yadsınmasıdır. Durup körlüklerimizi konuşmanın zamanı çoktan gelip geçti, şiirde ilginç sözcükleri elimize beyaz bir baston gibi alarak karanlıkta dolaşmanın bir anlamı yok. Yaşadığımız toplumsal, insani gerçeklere sırtını dönerek, onlara karşı körlüğümüzü öne sürerek bu karanlığın içinde acıma duygularına dokuna dokuna dolaşabiliriz; bu yürüyüş bizi aydınlığa çıkarmaz. Tam tersine bizi körlüğümüze alıştırır. Çözüm yollarının uzağında durmadan kendi ekseninde dönen bir girdabın içine çeker. Karanlığın birçok yerinden sizin konumunuza uygun, sesinize uygun mırıltılar, kıvranmalar, çağrışımlar, buradayız diye yükselen sesler duyabilirsiniz. Ayağınızdaki çevikliğe aldanmayın, yıllardır dönüp durduğunuz bu karanlık düzlem at oynattığınız ışıksız, kokusuz düzlükler olabilir. Kulağınızı tıkadığınız dışarıdan gelen gürül gürül sesleri yok mu sayacaksınız. Onları kendi içinde bir düzeni olmayan bir gürültü olarak mı değerlendireceksiniz.

Tüm bu yaşananlara sırtınızı dönerek nasıl anlam vereceksiniz, ne ad koyacaksınız? Çıkmazınızın köşesine sıkışıp kaldığınızı duyumsadıkça yeniden sözcük ve imge sarmalları içinde yok olup gidecek misiniz?

Özellikle son yıllarda şiire yeni başlayanlara sunulan bu yapay solunum çadırlarında kendilerine çıkış arayanlara bunca gerçeklik dururken ne önereceksiniz? Kendi içinde şiirsel bir bütünlüğü oluşturmayan sözcükleri yan yana getirerek şiir yazmayı mı önereceksiniz? Sonra durup bu anlamsız, eklektik sözcük yığınlarını şiir diye alkışlayacak mısınız, onlara ödüller verecek misiniz? Körlüğün beyaz bastonuyla kendi karanlığınızda onlara dokunmaya devam mı edeceksiniz? Çıkmazınızdaki yığılmayı, kalabalıklaşmayı mı seviyorsunuz, sanatçının (şairin) tek başına da direnebilme gücünün ne kadar büyük bir güç olduğu düşüncesini mi yitirdiniz? Sığlığınıza sığındıkça yaşamdan, yaşamın en büyük öğreti olduğunun gerçeğinden koparak daha dar alanlarda döne döne, sözcükleri ve imgeleri durmadan tersyüz ederek yazacağınızı mı sanıyorsunuz?

Şiir Işığımızla Karanlığı Aşmak

Çevrenizde toplananların sizden daha da kör olduklarını unutmadan kimin size dokunduğunu bilmeden, bu dokunmaların hep dönüp dolaşıp aynı kişiler tarafından olduğunu bilmeden nice kalabalıklar içinde olduğunun sanısına kapılmak ne kadar büyük bir yanılgı. Çarpmanın bir çoğalma olduğunu düşünüyor olmanız ne acı.

Sanatın ve şiirin en geniş, en büyük özgürlük olduğunu bilerek tüm düşünsel ve sanatsal birikimlerin ışığında geliştirilebilir olduğunu unutmadan yeni yaşamların ve yeni katılımların da özgürlüklerine yer vererek yapılması gerektiğini bilmelisiniz. Grupçu yaklaşımların, birbirine benzer ürünler ortaya koymanın kolaylığına kapılarak yazmayı sürdürmek daha işin ilk başında şairin yara almasını önleyemeyecektir.

Toplumsal ve yaşamsal gerçeklerin bu kadar belirgin olduğu, bireylerin yaşamını zorlaştırdığı, bu zorlaştırmalar içinde birçok nedenden ötürü acılar çektiği günümüzde sanatın (şiirin) kendi karanlığını yeniden örüyor ve bunun alkışlanıyor olması büyük bir yanılgıdır. Hızlı bir biçimde bundan kurtulmadığımız, kendi şiir ışığımızı bu yitik belirsizliğe çevirmediğiniz sürece, karanlığın içinde yaşayanların birbirine dokunmasının büyük kalabalıklara ulaşma olduğu sanısına kapılmasına neden olacaktır. Bu sanıyla iç coşkularını pekiştire dursunlar, yaşamın öbür ucunda insanlık ve onun her türlü birikimi büyük kan kaybını sürdürmeye devam edecektir. Acının ve sorumsuzluğun bu denli arttığı günümüzde, kendi çıkmazlarına sığınmış olanların savruk sözcükleriyle yaşam buldukları karanlığa saplanıp kaldıkları görülecektir. İnsana ilişkin ne varsa tümünü yazmak, tümünden etkilenerek düşünmek, giderek her sanatçı bunu kendi ırmağına akıtarak, onlarla umut tohumlarını yeşertmek zorundadır. Bu bir ödev değil tam tersine sanatçının (şairin) kendi gerçekliğidir. Yaşananları daha da dilsel karmaşa içinde şiirleştiriyorum açmazını yaşayanların birkaç alkışlayanı, birkaç kargışlayanı olabilir. Hiç unutulmasın ki yaşam her türlü kirliliği örtecek, giderek kendi yapısı içinde onları yok edecek güçtedir.

Uzun süredir içinde bulunduğumuz bu belirsizliğin değişik işbirlikçi çevrelerce destekleniyor olması sanatın (şiirin) o özgür gücünü yok edemez. Onun sınırlandırılamaz oluşunun altındaki temel güç uzun yılların sağlıklı birikimleri ve geleceğe olan uzun erimli yolculuğunda yatmaktadır.

Her sözcüğün kapısını aralarken, onları dizelere şiirlere dökerken, şiir yazanların arkasında böylesine özgür, böylesine geleceğe ilişkin büyük umutları içlerinde taşımaları yatmaktadır.

Susmanın yanında değil, tam tersine yaşamın ve yaşamsal gerçeklerin yanında durarak, onlardan beslenerek, onları da besleyerek, onlara da eklenerek yazmak gerekir.

 Şiirin derin soluk alabildiği, şiiri yazanı da, kendini de özgür duyumsayabildiği alanları açık bırakarak, o alanlara yönelerek; hiç sınır tanımadan yazmak gerekir. 

Asım Öztürk

3 Mayıs 2021 Pazartesi | 188 Görüntülenme

İlgili Kategori: Red

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın