Vatandaş, Halkın Adamı, Sevimli Aykırı: Güle güle Sayın Abim!

Vatandaş, Halkın Adamı, Sevimli Aykırı: Güle güle Sayın Abim! - Haydar Ali Albayrak

Bazı insanlar vardır, hiç tanımadığınız halde tanıdığınız bir çok insandan daha yakındır size, elini hiç sıkmasanız da sıktığınız bir çok elden sıcaktır eli! Bizimkiler Dizisinin Cemil'i Uğurtan Sayıner de böyleydi ve onun yaz kış demeden camdan salladığı eli sıcacıktı. Cemil işte o elle kapıcı Cafer'e (Ercan Yazgan) dilediği bira sayısını işaret ederdi. Genelde beş parmağını birden kaldırıp "beş şiddetinde deprem olmuş" diyerek kendince şifreli konuşur ve doğrusu çirkin dünyaya ayık katlanamayacağını gösterirdi bize.

Ve bu akşam soframızdan bir kadeh, sokağımızdan meraklı bir baş eksildi. Rahatsız olduğu biliniyordu, geçen yaz yine hastaneye kaldırılmış, hakkında öldü haberleri çıkmıştı. Bu esnada yayınlandığı için Yazlıkçılar dizisine dair kaleme aldığım incelemeye Sayıner'e geçmiş olsun dileğiyle başlamıştım. Bir yıl sonra bu kez kaybettik kendisini. Bir kuşağın çocukluk sevincinde yer bulan, seneler boyunca pazar akşamı anılarına eşlik eden Bizimkiler kadrosu her geçen yıl eksiliyor.

Peki Uğurtan Sayıner'i bize bu kadar yakın kılan şey neydi? Onunla özdeşleşen "Sevim koş katil geldi" repliği mi mesela? Camdan sarkıp gelen geçene laf atması mı? İçmeye sabahtan başlaması mı? Yoksa tüm bunların ötesinde yaşamın bizzat içinden seslenmesi mi? Biraz "Eski Türkiye"yi andırması biraz da 90'ların değişen ruhunu ifade etmesi mi? Aslında hepsi diyebiliriz.

12 Eylül'le barışmamış ve yenildiği yeri terk etmemiş bir aydın hayaleti olarak Cemil

Bizimkiler'de birçok lakabı vardır Sayıner'in. "Benim adım Cemil" bunların en ünlüsüdür ancak "benzetmek gibi olmasın"la başlayıp daima ölümle biten iç karartıcı benzetmelerinden ötürü Baykuş olarak da tanınır. "Sevim koş katil geldi" ise günümüzde de sıkça andığımız, kullandığımız bir repliğidir. Günün her saati pencereye bir baykuş gibi tüneyen Cemil apartmanın nüfus memurudur, magazin muhabiridir, bir nevi gayriresmi yöneticisidir. Gireni çıkanı not eder, yüzüne karşı çekiştirir, karşı tarafı dinlemeden söyler söyleceğini. Bazı komşularının gelişi heyecanlandırır onu, hele her park edişinde arabasıyla çarpıp varilleri deviren Katil (Aykut Oray), Cemil'in favorisidir. Katil lakabını da o takmıştır. "Geldi yine katil", "katil gidiyor", şuydu buydu derken Yavuz'un adı katil kalmıştır. Ancak ilginçtir, yeri geldiğinde mevki makam ayırmaksızın herkese karşı kabalaşan, göz dağı veren Yavuz Cemil'e nerdeyse hiç kötü davranmamış, aksi söz söylememiş, bilakis kendisine takılan "Katil" lakabını dahi benimseyip sarhoş dostunu el üstünde tutmuştur. Üstelik Cemil yüzünden yönetici Sabri Bey'e (Mehmet Akan) veya kapıcı Cafer'e az zılgıt çekmemiştir! "Cafer üzme vatandaşı" siteminin şikayetçi tarafı genellikle Cemil olmuştur. Cafer vatandaşın birasını eksik mi etti Yavuz anında müdahale etmiştir. Sabri Bey "vatandaşa cart curt" mu yaptı hemen ağzının payını almıştır. Öyleyse Yavuz'un saygısı, bu alkolik zavallınının patavatsızlığını sevimli bularak hoş görmesinden başka bir açıdan ise ciddiye almayıp hor görmesinden mi ibarettir? Kuşkusuz hayır. Öyle olsa samimiyet kurmaz, yoluna bakar; onu defalarca sofrasında ağırlamaz söz gelimi. Yavuz Cemil'i "vatandaş" saymaktadır. Yani bir bakıma bugün geçerli siyasi iklimin tersine alkol kullananla kullanmayanı eşitleyen, kendisi de halihazırda hırt olduğu için ötekilerin hakkını savunan Yavuz adeta denge unsuru olmuştur. Cemil vatandaştır, "sayın abi"dir! 

Bu saygınlığın nereden türediğine dizinin ilk sezonlarını izlemeyenler anlam veremeyebilir. Oysa ilk sezonlarda yani 80’lerin sonunda Cemil karşımıza ilk kez çıktığında yazmakla kafayı bozmuş bir entelektüeldir. Henüz sakal bırakmamıştır, terzi eşi Sevim'den (Sabriye Kara) uzak kalmak için çekildiği odasında bir yandan yazıp bir yandan gönlünce demlenmektedir. İlk sezonlarda Cemil'in odası birkaç defa görünür. Dağınık, "pis" bir görüntüdedir ve aslında bu hal 12 Eylül darbesiyle barışmamanın, uyumsuzluğun tezahürüdür. Cemil politik bir zeminden seslenmese dahi bazı "aydın"ların düzenle  barışarak Doğramacı Akademisine yahut holdinglerde danışmanlık pozisyonlarına kapağı attığı 80’lerde, serkeşliğe kaymak pahasına çizgisini bozmamış, aykırı kalmıştır. Bu aykırılık Cemil'in karakterini güçlendiren hani tabiri caizse ona yakışan bir unsurdur. Demin değindiğim üzere siyasi eğilimi vurgulanmasa dahi darbe düzeniyle ve avantacılarla barışık olmadığını anlamak güç değildir. Arada siyasi gündeme dair çıkışlarını, savaşlara, türlü karışıklıklara salvolarını saymazsak "birasının peşinde" sıradan bir adamdır o ve bu yönüyle halkın adamıdır. Cemil hem "vatandaş" hem halkın adamı'dır öte yandan ise değişen düzene ve aşınmış değerlere karşı bireysel itirazın, bir pasif direnişin temsilcisidir. Tüm bu vasıfları bir araya geldiğindeyse saygınlığa erişmesi kaçınılmazdır.

Kahraman ve anti kahraman... Alkolik ve kendinden emin

Vatandaş olmasına ve "haklarını bilmesine" karşın Yavuz dışında kimsenin sevip saymadığı -sevse de sevgisini, saysa da saygısını göstermediği- karısının mütemadiyen azarladığı ve zamanla yazma heyecanını yitirip büsbütün alkole gömülmüş umutsuz bir vakadır. Sınırlı da olsa gördüğü saygı ve özgüveni ile kahraman niteliği sergileyen Cemil ağır basan aykırı duruşuyla giderek anti kahraman düzeyine çekilmiştir. Pek sevilmez ama eksikliği her daim hissedilir. Varlığı ayrı yokluğu ayrı yakar. O sokağın dahası mahallenin nefes alan parçasıdır. Yine ilk sezonlarda spor yapmaya çıkıp civar parklarda koşan Cemil dizi ilerledikçe odasının penceresine sıkışmış fakat yaşamla kurduğu ilişkiyi hiç aksatmayan bir karaktere dönüşmüştür. Onun olmadığı bir pencere düşünülemez. Sindirilmiş ve bütünleşmiş bir karakterdir o artık. Yenildiği mevziyi terk etmeyerek bizdenliğini, içtenliğini korumuştur. Diğer yandan onun camdaki silüeti bir tür içe kapanma ve dışa açılma çatışmasını yansıtır. İçte alkole gömülmüş, yazarlık hayallerini ve entelektüel çabasını bastırmışken dışta merakını, gerilimini yitirmeyip aynı canlılığı sürdürmüştür. Üstelik ters söz eden oldu mu "benim adım Cemil" diyerek daha ıskartaya çıkmadığını haykırmakta, bir gözünün hep "uyanıklar" üzerinde olduğunu ilan etmektedir. Onun pencereden sarkarak yaptığı tahliller apartman sakinlerinin mizaçlarından sınıfsal aidiyetlerine değin müthiş bir geçerlilik gösterir. İnsanların ciğerini bilir o! Sözünü sakınmaz, dolandırıcıya dolandırıcı der, katile katil! Nobrana katlanamaz, sümsükten, hesapçıdan hoşlanmaz. Her dairenin iç işlerine sokar burnunu. Bir aileye damat mı geliyor, Cemil'in onayından geçecek! Apartmanda tadilat mı yapılacak, Cemil'in fikrini muhakkak soracaksınız! Cemil ki bir pencereden gözetleyip yalnız bir karede yaşayarak yaşamın her hücresine sızabilmiştir ve belki de onu tanımayanlar için bile dost olması tam olarak bu sebeptendir: İç işlere burnunu sokma ehliyeti verdiğimiz, sonumuzu sürekli ölen tanıdıklarına benzetip türlü senaryolar yazacak bir sevimli çatlak! Çatlağın hem kendisi hem kendinden sızan/taşan ve bir bakıma kendine has bilgeliği ile süzdüğü doğrular! O sözde, reklamda kalmayan dürüstlük, dobralık... Çağın yiten değerleri karşısında halkın patavatsızlığı ve vatandaşın öteki olma yahut diğer bir deyişle ötekinin vatandaş olma hakkı... Hepsini toplamıştır Cemil karakteri, öyle bir pencereden uzanıp bakar topluma.

Bir Bugay karakterini ete kemiğe bürümek

Umur Bugay yapımcılığını ve senaryosunu üstlendiği Bizimkiler'de kendi yaşamından izler aktardığını söyler. Öykünün temelindeki Şükrü (Erdal Özyağcılar ve Savaş Dinçel) karakterinin babasından esinlendiğini belirtir fakat gerçekçi bir bakışı zengin deneyim ve gözlemlerden yakalayan Bugay anlatılarında yan karakterler de dolgu ögesi olmanın ötesine geçerek öyküyü destekleyen bazen tek başına götüren bir güce kavuşmaktadır. Bu durumda Bugay'ın becerisi göz ardı edilemez. Kapıcılar Kralı'nda emekli albay olan  apartman yöneticisini Bizimkiler'de bando şefi emeklisi Sabri Bey karakterinde görürüz. Yine Çöpçüler Kralı'nda arada sırada camdan fırlayıp "yazacağım bunları hep gazeteye" diyen "hakiki İstanbullu" da bir bakıma Cemil'in prototipidir. 70'lerde ülkenin sorunlarını mahalledeki ufak tefek aksaklıklar üzerinden irdeleyen bu duyarlı tip darbeden ve liberal saldırıdan sonra sağ kalan ancak pek salim olamayan Cemil'e dönüşmüş, olgunlaşmıştır. Cemil'in süngüsü düşüktür, bayrağı devraldığı mahalleli gibi "yaza yaza hükümeti düşürmez" zira itirazın gücü egemenliğini yitirmiş, darbe hak arama pratiğini ezip geçmiştir fakat onun yerine "evdeki hükümet" biçiminde nitelendirebileceğimiz Sevim'i karşısına alır, onu atlatıp çeker kafayı. Uğurtan Sayıner Bugay'ın hayatın içinden karakterlerini oldukça güçlü yansıtır. Bugay'ın Yazlıkçılar dizisinde Sayıner'i bu kez piyanist şantör Kerim rolünde izleriz. Sayıner Kerim rolünde de oyunun hakkını vermektedir. Bizimkiler'in yaz versiyonu olan dizide penceredeki sindirilmişliğini bir tatil beldesine uyarlar, baskın karısı (Solist Yaprak Elçin-Meral Çetinkaya) altında yine ezilir. Oysa iki eş ve iki Sayıner karakteri epey farklıdır. Bu noktada oyuncunun meziyetlerinden söz açabiliriz. Sayıner salt "benim adım Cemil" değil komple bir oyuncudur ve onun iki ayrı çizgiden ezilen erkeği canlandırması, özgünlükler katması değerini de ortaya koyar

**

Sayıner de Yılmaz Güney gibi yolu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden geçenlerdendir. Gençliğinde birçok tiyatro topluluğunda sahneye çıkan Sayıner esas ününe ise şüphesiz Bizimkiler'deki Cemil rolüyle kavuşmuştur. Dizinin 2002'de sona ermesiyle daha sade rollerde boy gösterir nedir ki son haftalarına değin faal olduğu, Osman Cavcı ile bir internet dizisinde (Uyan da Balığa Çıkalım) rol aldığı bilinmektedir. Bu tavrı aynı zamanda mesleğe duyduğu sevgiyi ve bağlılığı ortaya koyar. Toparlarsak şunu söyleyebiliriz. Sayıner Cemil'den ibaret olmadığı gibi Cemil de pencereye tünemiş bir baykuştan ibaret tutulamaz. O tercihlerine saygı duyulan, hakları çiğnenmeyen, "çiğnenmesi teklif dahi edilemeyen" vatandaş; patavatsız ve pazarlıksız haliyle halk ve gönüllü çekildiği kızak ile camdan sarka sarka pasif direniş sergileyen bir aykırı'dır. O tekmili birden 80'ler ve 90'lardır; yakın siyasi tarihimizdir. Güle güle sayın abim, yattığın yer incitmesin!

Haydar Ali Albayrak

5 Temmuz 2021 Pazartesi | 243 Görüntülenme

İlgili Kategori: Gelenler & Gidenler

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler