Uzun Sürecek Bir Konuda Kısa Bir Oyun Denemesi

Uzun Sürecek Bir Konuda Kısa Bir Oyun Denemesi - Bilgesu Erenus

HAYDEEEEEE

YERELDEN

EVRENSELE

HAYDEEEEEE

SANDIK TRAMVAY

Sandık Görevlisi çığırtkan edasında

seyircileri sahneye toplar.

Sandık Görevlisi- HAYDEEEEEE

YERELDEN

EVRENSELE

SANDIK TRAMVAY

HAYDEEEEEE!

Seyirciyi ve beyaz seçim torbalarını,

tramvayı sahneye taşıyacak olan sandık görevlisi aynı zamanda

 seyircilerin biletini alarak onları sahnedeki tramvaya yerleştirdikten sonra yoklama yapar.

  • İşsiz Gençlik?
  • Burada!

İşsiz gençlik birbirlerini selamlar.

Sandık Görevlisi- Haydeee,  yerelden evrensele; iş kazasında ölmemişse sorunlarıyla baş başa bırakılmış işçiler?

  • Burada!

İşçiler de sandık tramvaydaki yerlerini alır.

Sandık Görevlisi- Haydeee,  yerelden evrensele; dövülen katledilen kadınlar?

Kadınlar gizlendikleri yerden ürkek bir yüzle seyirciyi selamlarlar.

Sandık Görevlisi- Yoklamaya devam ediyoruz, ah yazık demek yetmiyor, tacize uğrayan çocuklar.

Çocuklar saklambaç oynama telaşıyla kaçışırlar.

Sandık Görevlisi- Haydeee yerelden evrensele burada.

Çocuklar seyircilerin arkasına gizlenmişlerdir,

elleriyle seyircilerin gözlerini kaparken sobelerler.

Çocuklar- Ebeeeee!

Sandık Görevlisi- Eh be, dalga geçmek yok, siz seyirciler, balkonlar lehine oy sayımına devam, elinizdeki torbalar hem geçmişiniz hem geleceğiniz sizin.

Haydeeeeee

Yerelden Evrensele!

Bu seslenişi seyirciler folklorik adımlarla süslerler.

Sandık görevlisi alkışlayarak katılır onlara.

Sandık Görevlisi: HAYDEEEEEEEE

Yerelden evrensele ne demiştik, SANDIK TRAMVAY

Dan dan dan dan kaçılın yoldan.

Vatman geliyor umarım duymaz, kuyruğu yandan!

Sandık Görevlisi:       Zaman zaman içinde

Kalbur saman içinde

Dolar telli tellal iken mark geveze berber iken

İMF anamın beşiğini tangur tungur itelerken

Var varanın sür sürenin

Destursuz bağa girenin

Hali budur vay

Sandık Görevlisi- Haydeeee, yerelden evrensele, eziyet edilen horlanan hayvanlar.

Seyirciler at ve diğer hayvan taklidi yaparlar.

Vay ebeler dedeler hakkı yetimi yediler

Gene durup doymayıp para para para dediler

Hadin öyleyse hadin öyleyse

Çarksız tramvay çıksın yola

Ah dura gide vah dura kalka

Gittiğimiz yol bir arpa

Seyircilerden bazıları güçlükle yürüyerek kendilerine yer açarlar.

Sandık Görevlisi- Yaşı atmışa gelmeden kesilen ağaçlar?

Ağaçları canlandıranlar da sahnede yerlerini almışlardır.

Yolculardan bazıları başlarını oy torbalarına dayayıp uyumaya başlarlar.

Sandık Görevlisi- Uyumak ne kelime, gözünü kırpmak bile yok, say say say bitiremeyeceksiniz, elinizdeki torba bu günden yarına geleceğimiz.

Tramvaya her yaştan kadın, erkek, işçi işsiz binmiştir, yolcular iyice sıkışırlar.

Sandık görevlisi bir köşeye sinmiş başı seçim torbasına dayalı uyumakta olan

 kadın işçinin yanına ilerler.

Sandık Görevlisi- Seni bir yerden gözüm ısırıyor.

Kadın İşçi korkuyla toparlanıp, kendine çeki düzen verir.

Sandık Görevlisi- Bana bak, Payidar olmayasın sen?

Kadın İşçi sandık görevlisini onaylar.

Kadın İşçi- Payidar, evet!

Sandık Görevlisi- Vay be… (ezgili) Nereye Payidar nereye, desen ya sen şuna!

Kadın İşçi- Onu siz diyeceksiniz!

Sandık Görevlisi- “İlk işim kendime bir ayakkabı almak olacak” falan diyordun ya hani?

Kadın İşçi- İlk işim kendime bir ayakkabı almak olacak, evet.

Sandık Görevlisi- Hay Allah, Timur Selçuk ustanın kulakları çınlasın, ne muhteşem besteydi, yıllardır aklımdan çıkmamış… (Ezgili) Yokuş bayır demesen de, dere tepe düz gitsen de, çıkmaz bu yol, çıkmaz bu yol bir yere… Parmağındaki yüzüğe bakılırsa, söz kesildi, nişanlandım demen de mümkün.

Kadın İşçi- Söz kesildi, nişanlandım, evet!

Sandık Görevlisi– Ha, bu arada ismin de “kalıcı” anlamına geliyordu galiba?

Kadın İşçi- Kalıcı, kalan evet! Payidar, cumhuriyet gibi, ilelebet payidar kalacaktık ya hani?

Kadın İşçi çarçabuk toparlanmaya başlar.

Sandık Görevlisi- Hey, nereye?

Kadın İşçi- Mankenlik kurslarına katılmam gerek.

Sandık Görevlisi- O halde ben de kursun madamasını canlandırırım, (Seyircilere el sallar) hadin ayakta sallanmak yok, siz de gelin, bu fırsat kaçmaz! (Kendine çeki düzen verirken) kadını oynayan erkek rolünde de başarılıyımdır çok, izninizle. Hey siz, beyaz torbalılar, aman ha, balkon çığırtkanlarının kazanması için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz, öyle değil mi? Kız Payidar, madem yerelden evrensele diye tanımladık yıllar sonra oyununu, ne duruyorsun peki, şu kasayı çatlatsana! Hadi, bütün izleyiciler katılmalı bu ezgiye, heeeyy kadın erkek kasa başına, tüm Payidarlar beni duydunuz mu?

İzleyiciler ani bir kararla can çekişen kasanın sesini duyurmaya başlamışlardır.

Baskıydı işkenceydi

Bir işe yaramadı

Dışarıdan yardım geldi

Onu kurtaramadı.

Dinle bak çatırdıyor

Çatladı çatlayacak

Kasa can çekişiyor

Gücü yok dayanacak.

Sandık Görevlisi korkudan damağını kaldırdıktan sonra, seyircilere gözdağı verir.

Sandık Görevlisi- Hey siz, beyaz torbalılar dalga geçmek yok, siz sayıma devam, balkondan yana tüm oylar size emanet, sizinle birlikte hepimizin geleceğine emanet elbet. Yoksa sahte seçmenler diye başta siz işten atılmamız işten değil.

Sandık Görevlisi- (Ezgili) Bugün öyle bir gün ki… Haydi Payidarlar, ezginin son dörtlüğü size yaraşacak:

Bugün öyle bir gün ki ey insan kasapları

Hakkı yenenler şimdi tutuyor hesapları

Çoktan yerlerini almış olsalar da, hakkı yenenleri şöyle bir yoklamadan geçirse miydik acaba?

  • İşsiz Gençlik?
  • Burada!
  • İş kazasına kurban gitmişler?
  • Eh işte, burada!
  • Dövülmüş, öldürülmüş kadınlar?
  • İmdatttt, burada!
  • Tacize uğramış çocuklar?
  • Anneeeeeee, burada!
  • Aç bırakılmış, dövülmüş hayvanlar?
  • Bhomur homur homur burda!
  • Altmış yaşına varmadan kesilmiş ağaçlar?
  • Yağmalanmamışsak eğer, hem orada, hem burada!
  • Yerinden, yurdundan edilip başka ülkelere göçürtülenler?

Göçmenler kollarını kaldırırlar.

– Burada, orada, şurada, yine burada.

Sandık Görevlisi- Dur dur, tamam, o kadar yeter. Siz örgütlenemedikten sonra bu hesap sormalar günümüzde çıksa çıksa sandıktan çıkar, hadi elinizi çabuk tutun. Balkon konuşmasından sonra bir bakarsınız, kadın erkek şöyle birbirimize sarılıp dans etmeye başlarız, ama önce kozmetik kursundan geçme koşuluyla, herhangi bir hüsrana kapıldıksa fark edilmeye!

Sandık görevlisi ve işçi kadın, kursu başlatmak üzere yüz yüze buluşurlar.

Sandık Görevlisi- (Seyircileri de oyuna çeker) Sizler de öğütlerime kulak veriniz. (Sırtlarına vurarak) Dik durun efendim, dik! (Payidar’ı ortaya çekeleyerek) Daha çok şey var öğreneceğiniz Anatolia, Anadolu kızı. Dönmek çok önemli. Manken dönmek demek. Dönmesini bilen demek elbet. Yazarın ağzından kaleminden seksenlerden bu yana bu direktife uymayan mı kaldı? Hep beraber kendimize seslenelim. Nereye Payidarlar nereye, heyyy nereye Payidarlar nereye? (Seyircileri kışkırtır) Bir daha, bir daha. Dön direktifine uymayan mı kaldı? Dön baba dönelim. (Dansa katılan tüm Payidarları uyarırken) Yok efendim, kalça sallamak çok kötü, hareket bacaklarda olacak. Durmak olmaz. Ne demiştik, dön baba dönelim. (Yüzünü abartarak sunarken) Görüldüğü üzere daima mutlu bir anlatım yüzde. Yalnız middle east, Ortadoğu değil, tüm dünya kızları. Yok surat asmak, mutlusunuz çok. Çiiyyzzzz!

Payidar ve seyirciler yüzlerine mutlu bir anlatım yerleştirmeye çalışırlar.

Sandık Görevlisi- Ama yok, içinizden, içinizden çiiyzzzzz (Uzakları dinler, tedirgin) Ta yukarıdan kesmişler yolu. Gene ne var acaba? (Seslenir) Ne dedin Vatman?

Vatman- (Yüksek sesle) Vicdan ve adalet nöbetine polis engeli.

Sandık Görevlisi- Duydun mu kız Payidar? Madamın öğütleri henüz bitmedi, kulak ver! (Oynar) dik durun efendim, dik! Çok şey var öğrenecek. Siz Anatolia ve tüm dünya kızları, dönmek çok önemli, (Uygularken) manken demek dönmek demek. (Seyirciye uygulatır) Efendim mutlu bir anlatım yüzde. Siz, dünya kızları, daha kaç defa söyleyeceğiz, yok surat asmak, mutlusunuz! (Oynar) Çiiizzzzzzz. Cheese demek, İngilizce peynir, sizi rahat ettirecek yüzünüzü yapacak güzelleştirmek, ne dediğim anlaşıldı mı, çiyyyyzzzzzz, yok dıştan, içinizden!

Seyircilerin tümü ellerindeki beyaz torbaları ihmal etmeden

bu öğretiyi istekle uygular yüz ve bedenlerinde: Çiyyyyyyzzzzzzzzzzzzz

Sandık Görevlisi- Payidar oyununun asıl sorusuna geçebiliriz artık: Nasıl olsa yıllar yılı hepiniz, hepimiz ola ola birer Payidar, Hep beraber hadi! (Ezgili) Seninkiler direnişte, bir sen yoksun içlerinde. (Seyircilere) Payidar yanımıza birlikte sesleniyoruz hadi; Çıkmaz bu yol çıkmaz, bu yol bir yere. Bu dörtlükten hareketle madamın söyleyecekleri var: Ah siz Anatolia kızları, dünyaca ünlü mankenler ne yapıyor? Neden dünyaca ünlüler? Onlar yemiyor ne börek, ne makarna, ne pilav; onlar yiyor her zaman bonfile, salata vert, yeşil.

Payidar- (Madam’dan öğrendiklerini yüzünde yitirmeme gayretiyle) Bir ben yoksam içlerinde, biz de acımıyor değiliz, Galatasaray’a gidip vicdan ve adalet nöbetine katılırız, ama herkesin işi gücü var. Üstelik ne otobüs, ne dolmuş, ne tramvay, indirimli mağazalarda da bir uçtan ötekine kuyruk!

Sandık Görevlisi- Haklısın, iyisi mi biz kendi işimize bakalım gene. Esmerler için makyaj malzemeleri: Melba, pembe allık, mor far, bronz ruj ya da bej fondoten, (Seyircilere) bir yerlere kaydedeydiniz keşke, bunları öğreneyim diye çuval dolusu para vereceksiniz, fondoten de kalmıştık, pembe allık, gece mavisi far, siyah maskara! Ha, ha, bu malzemenin adı tam da bizim oyunumuza yaraşır cinsten, siz istediğiniz kadar kayda düşmeyin, keyfiniz bilir (devamla); eflatun far, vişneçürüğü ruj, yok o kumrallarda, bej fondoten, ağız köşelerine, burun kenarlarına birikmeyecek, dikkat! Parmak uçlarıyla sürülecek gelincik rengi allık, elmacık kemikleri üzerine üç nokta… Siyah maskara, (güler) hah ha ha… Vişneçürüğü ruj demiş miydik, yine söylüyoruz, vişne olsa da yesek çürüğüne de razıyım. Acı çekse de gözleriniz, maskara bunlar, siz hâlâ kayda düşmeyin çuvalla paranız hazırdır inşallah!

Payidar- Yaralı insanlar var. Kendimize güleceğim geliyor, ama gülmem yumruk gibi oturuyor boğazıma.

Sandık Görevlisi- Gülümseme unutulmayacak hanımlar, gülümseme, güzelliğin baş şartı. Arada bir çığlık atmak da hiç kötü değil. (Çığlık atarak) Vay gene kime kıydılar?

Tüm seyircileri bağırmaya yönlendirir.

Sandık Görevlisi– Aaaaayyyyyyyyy! Gel gel, gene de gülümse, çiyiiiiiiiiiz. Yazık değil mi bu vatan çocuklarına? İmdaaaat! Aslında bir şey yapmıyorlardı, yürüyorlardı yalnızca. (Uygularken) Bu arada benim mankenlik kurslarımın da canına okundu! (Adımlayarak) Yürümek çok önemli, manken yürümek demek! Omuzlara dikkat!  Dönüşten sonra efendim, dönünüz, korkmayınız. Bacaklar efendim, bacaklar… Eyvah, kaçın! Dikkat, katliam başlamak üzere! Sokağa barikat kuruldu. Bu taraftan kaç evladım, orayı da tutmuşlar. Yakaladıklarını copluyorlar. Ne copu be? Kaç kişiyi kurşunladılar gözümün önünde. Panzerleri sürüyorlar üstümüze. Düşman ordusu mu bunlar? Düşman mıyız biz? Kaçın geliyorlar. Su sıkıyorlar kızıllar diye.

Payidar, kendi oyununun korosunu oluşturmuştur kararlılıkla.

Payidar-                                 Baskıydı işkenceydi bir işe yaramadı

Dışarıdan yardım geldi onu kurtaramadı.

Dinle bak çatırdıyor, çatladı çatlayacak.

Kasa can çekişiyor gücü yok dayanacak.

Bu gün öyle bir gün ki ey insan kasapları

Hakkı yenenler şimdi tutuyor hesapları

Dinle bak çatırdıyor çatladı çatlayacak

Kasa can çekişiyor gücü yok dayanacak

Nerede nasıl kalıcı olunacak?

Payidar- Tek sözcük: Sosyalizm!

Sandık Görevlisi- Onca ders boşuna mı gitti ulan, güleyim bari, çizzzzz diyorum, altını değil üstünü çiziyorsun, ulan kız. (Seyircilere) Heyy sizler bir dönem bu yeni yetme kızı kendinizden farklı sanıp böbürlenmiştiniz çok, şimdi ondan betersiniz, ne haber?

Payidar- Dinleyin, heyyyy…

Baskıydı işkenceydi

Bir işe yaramadı

Dışarıdan yardım geldi onu kurtaramadı.

Dinle bak çatırdıyor, çatladı çatlayacak

Kasa çan çekişiyor

Gücü yok dayanacak.

Bu gün öyle bir gün ki ey insan kasapları

Hakkı yenenler şimdi tutuyor hesapları

Dinle bak çatırdıyor.

Sandık Görevlisi-                   Çat çat çat, evet,

                                               (İnanmaz) Çatladı çatlayacak,

                                               Kasa can çekişiyor gücü yok dayanacak.

Sandık Görevlisi- (İzleyicilere) Siz, onu bunu boş verip, şu elinizdeki torbadan kaybetmiş iktidarı, iktidara getirmeye bakın hadi!

Seyirciler hemen sayıma geçerler ciddiyetle.

Sandık Görevlisi- Öyle de olsa böyle de, nasıl olsa sandıktan iktidar çıkacak gene, sallanmayın hadi! Payidar kız yürü, hâlâ akıllanmadın mı sen, bir yardımın dokunsun sandığa. Seni yıllar yılı eleştirenler de bir tekrar düşünsünler bakalım. (Seyirciye) Yeni yetme tezgâhtar bir kızı eleştirmek kolaydı, ya sizler peki? Duymazdan gelseniz de, oyunun sözleri yıllardır çoğulu anlatıyor, şöyle: Nereye Payidarlar, nereye? Ya öyle işte, kaçmak yok! Seçimin yenilenmesinde payınız bulunacak, sallanmayın hadi, bu arada oyunun yaratıcılarından izin alıp nakaratın dörtlüğünü de çoğula taşıyalım, gel kız, kaç yıldır sınıfına ihanet içinde olduğun arkan sıra ıslık çalarak anlatıldı sana, gel şimdi ikimiz beraber tüm yolda amaçsızca yürüyenlere sesleneceğiz.

Nereye biz Payidarlar nereye?

Yokuş bayır demesek de

Dere tepe düz gitsek de

Çıkmaz bu yol, çıkmaz bu yol bir yere.

Uzaktan hem insanı, hem toplumu boyunduruktan kurtaracak Vatman’ın sesi duyulur.

Vatman- Nerede, nasıl kalıcı kalınacak, Payidar olunacak yani? Cevap, tek sözcük, sıkı dur: Cevap, sosyalizm!

Sandık Görevlisi- Finale yürünüyor, durmayın hadi! Final için hakkı yenenler korosunu oluşturmamız gerek. Demek er geç buluşulacak. Nereye Payidar nereye, dedikten sonra, Payidar oyununun bir dörtlüğüne daha ihtiyacımız var:

Dere tepe düz gitsen de

Kurtulmayı düşlesen de

Çıkmaz bu yol

Çıkmaz bu yol bir yere.

Hadi bir defa daha soralım, ama bu kez Payidar yerine kendimizi de dahil edip, Payidarlar diyeceğiz.

Nereye Payidarlar nereye?

Dere tepe düz gitsek de

Kurtulmayı düşlesek de

Hep beraber, hadi!

Çıkmaz bu yol, çıkmaz bu yol, bir yere.

Son dörtlüğe çok ihtiyacımız var, dikkat! Başta kendimiz olmak üzere sorumuz tüm Payidarlar’a.

Nereye Payidarlar nereye?

Bizimkiler direnişte

Bir sen yoksun içlerinde,

Ah bir biz yokuz içlerinde

diyebilseydim keşke! Sıkış tepiş hepimiz sandığın içine atıldık işte. Nefes almakta güçlük çekiyorum, imdaaat, nefes!

                                               Bizimkiler direnişte!

Hey, bizimkileri sandığın içine tıkıştırmışlar, neyse ki bir biz yokuz içlerinde. Hadi bakalım, hep beraber, kendimize olan güvenle: Çıkmaz bu yol çıkmaz bu yol bir yere! Hiişşş pişşşşşş, sandıktan çıkan Vatman’ı balkon konuşmasını yapmak üzere buraya almanın tam zamanı. Alkış, alkış, alkış! Balkon konuşması desem de, oyunun sonunda vatmanın sizi yıllar yılı yönetenlerden biri olmadığını anlayacaksınız: Hadi telefonlarınıza asılın, bir işe yarasınlar; (Fısıltı halinde) Bertolt Brecht. (Vatman’ı mikrofona çekeler) (Seyirciye) Kulağınızı iyi açın, bu güne kadar balkonlu, balkonsuz tüm seçilmişlerinden biraz değil, enikonu farklıdır. (Kendisi de cebinden telefonunu çıkarıp, aramaya başlar.) Ne demiştik, Bertolt Brecht mi ne her neyse… Bu makinelere tutsaklığımız söz konusu olsa da, şimdi bu zatla ilgili başka nasıl bilgi edinebilirdik? (Heyecanlanır) Hah, sizi bilmem ama ben buldum. Önemli bir sanatçı olduğu belli, epey geniş yer ayrılmış, aaa sanatı nasıl tarif ediyor şuna bak:

Vatman- Sanat gerçekliğe tutulan ayna değil, onu şekillendirmek için kullanılan çekiçtir. (Telefona) Yanlış duymadım değil mi bayım, çekiç sanat… (İzleyicilere) Ha, fazla abartmamak kaydıyla bir alkış gerekebilir, ama yo, ona bile gerek yok, başladı bile.

Vatman- (Yumuşak bir tavırla alkışı engellerken Payidar’ı usulca omuzlarından kavrar.) Size tutacağınız yolu nasıl gösterebilir insan? Yürümemişse kendisi doğru yolda.

Bundan ötürü sana

Ömrünü har vurup harman savuran adama,

Şunu açıklamak kalır kala kala

Hiçbir buyruğa aldırmayın

Bizim bozuk ağzımızdan çıkan hiçbir buyruğa

Boş verin kaçakların, kaytarmışların öğütlerine

Yararınıza olan şeyi kendiniz seçin

Ekin bizim işlemeden bıraktığımız toprağı

Yakıp yıktığımız içine ettiğimiz şehirleri

Getirin siz yaşanacak hale.

Sandık Görevlisi- Ben demiştim. Bu güne dek duyduğunuz balkon konuşmalarına benzemiyor, evet. Bizim yerimize, bizi uyaran bunun gibi Vatmanlar keşke çoğalaydı da, genci, yaşlısı, işçisi, işsizi, kadını, erkeği kendimizi kendimiz yönetebilseydik! Hiiiişt kendimi hişşliyorum, (Vatman’ı işaretle fısıldayarak) keşke bunun gibiler çoğalaydı da yeryüzünde… Eyvah kaşınıyorum, başım belaya girecek, yine de kim kimdire bakıp bu Vatman’ın adını yüksek sesle anmaktan geri durmayacağım: (Yüksek sesle) Bertolt Brecht! (Telefonunda aranır) Yirminci yüzyılın en etkili Alman şairi imiş. Eserleri uluslararası alanda da saygı ve kabul görmüş, ödüllendirilmiş. (Paniklemiş bir halde) İyi de, bu ne yahu? (Okur) Banka soymak, banka kurup işletmekten daha ahlaklıdır. Ben değil, o diyor. (Seyircilere) Aranızda banka kurup işleten var mı; ne gezer desene! (Başını omuzlarının arasına çekerek, saklanırken) Yok ya, bu adamın ne dediğini bilmediği kesin, biz nüfus kütüğüne bakalım en iyisi; Yahudi asıllı, ha anlaşıldı, 1893’de doğmuş. Ölümü 14 Ağustos 1956 (Vatman’a) Affedersin bayım, sen böyle konuşuyorsan gene iyi yaşatmışlar memleketinde. Aa bir dakika, gün gelmiş, Almanya’dan sürmüşler seni, eee, iş olacağına varır. Aa bu da ne; I. Dünya savaşında, Augusburg Askeri Hastanesi’nde görev almış, doktor filan olduğu için değil, ölü askerlerin hikâyesini yazmak için almış bu görevi. (Telefonuna bakarken) Bu da hâlâ şair, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve kuramcı diye sıralayıp duruyor boyuna! Kâğıt fabrikası müdürünün oğluymuş, demek para sıkıntısı filan da yok! Şehrin önde gelenlerinden biri diye de yazıyor, tamam efendim anlaşıldı. Haydaa, öğrenimini yarıda bırakmış olabilir, okulda da tek durmamıştır bu. Balkonsuz seçim nutku hâlâ kulaklarımdan gitmiyor.

Size tutacağınız yolu nasıl gösterebilir insan?

Yürümemişse kendisi doğru yolda?

Seyirciler de katılmaya başlamıştır şiire.

Bundan ötürü bana

Ömrünü har vurup harman savuran adama,

Şunu açıklamak kalır kala kala.

Hiçbir buyruğa aldırmayın

Seyirciler- Hiçbir buyruğa aldırmayacağız evet!

Vatman alkışlarken, Sandık Görevlisi, duyan var mı, diye etrafı kollar.

Seyirciler- Kendi başımıza vereceğiz kararımızı!

Vatman alkışlar.

Seyirciler- Yararımıza olan şeyi kendimiz seçeceğiz.

Vatman- Bravo!

Seyirciler- Sizlerin işlemeden bıraktığınız toprağı, yakıp yıktığınız, içine ettiğiniz şehirleri, biz kendimiz getireceğiz yaşanacak hale!

Alkışlar, övgüler çoğalır, çevreyi kollasa da

 Sandık Görevlisi de katılır tezahürata.

Sandık Görevlisi- Bertolt Brecht bizim yerimize bizi uyarıyor yıllar öncesinden. Ne olur ne olmaz deyip şu aleti kapayalım biz gene.

Sandık Görevlisi telefonunu cebine yerleştirir.

Seyirciler- Yakıp yıktıkları içine ettikleri şehirleri biz kendimiz getireceğiz yaşanacak hale.

Sandık Görevlisi- (Ürküntülü etrafı kollarken) Hiişşş, tamam anlaşıldı. Yerelden evrensele dedikse bu kadar da değil.

Sahnedekilerin hepsi kolkola girip oyunun adını anarak selama dururlar.

HAYDEEEEEEEEE YERELDEN EVRENSELE HAKKI YENENLERİN KOROSU,

HAKKI YENENLERİN KOROSUNA BEKLENİYORSUNUZ.

GERÇEK BİR KORODA BEN YOKTUR BİZ VARDIR YALNIZCA.

HADİ BALKONA.

BALKON KONUŞMASI BUNDAN BÖYLE YALNIZCA SİZLERİN!

Payidarlar’ın tümü omuz omuza sahnenin önünde dikilirler.

HAKKI YENENLERİN KOROSUNA BEKLENİYORSUNUZ.

HADİ BALKONA!

Payidarların tümü omuz omuza sahnenin önünde dikilerek

Hakkı Yenenlerin Ezgisini söylemeye başlarlar.

Baskıydı işkenceydi bir işe yaramadı

Dışardan yardım geldi

Onu kurtaramadı.

Dinle bak çatırdıyor çatladı çatlayacak

Kasa can çekişiyor gücü yok dayanacak.

Sandık Görevlisi- Hişşşş, böyle balkon konuşması mı olur, demeyeceğim hayır!

Koro hakkı yenenlerin ezgisini giderek daha yüksek sesle duyurmaya başlamıştır.

Sandık Görevlisi- Ha şöyle be, balkon dediğin böyle konuşmalı… (Alkışlarken) Bir daha, bir daha, bir daha, bir daha.

Sahnedekilerin tümü katılmıştır koroya.

YERELDEN EVRENSELE HAYDE

UZUN SÜRECEK BİR KONUDA KISA BİR OYUN DENEMESİ’NE

KATKILARINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER!

Seyirciler, beyaz torbaları koltuk altlarına yerleştirmişlerdir.

Sandık Görevlisi- Bravo. Aman ha onları unutmayın ha! İktidardakilerin balkon konuşmalarından hâlâ yararlanabileceğinizi düşünüyorsanız, (Alaycı) kurtardığınız oyların her biri birer kimlik yerine geçecek, bravo size, alkış! Biz gene de Sandık Tramvay oyunumuzu iktidarlar karşısında aynı kaderi paylaşan bizlerin, birbirlerimizi selamlamamızla bitireceğiz, hadi! Neyse ki oyunumuzun perdesi yok. Her şey ortalıkta, apaçık. Yine de alkışı ihmal etmeyelim, bravooooooooo. Timur Selçuk ustanın müziğiyle bitirelim, çoğunuzun hatırlayacağından eminim. Şu meşhur kasa şarkısını, birlikte söylemekte inada çağırıyorum hepinizi.

Dinle bak çatırdıyor

Çatladı çatlayacak

Kasa can çekişiyor

Gücü yok dayanacak

Bu gün öyle bir gün ki

Ey insan kasapları

Hakkı yenenler şimdi tutuyor hesapları.

Sandık Görevlisi- Hakkı yenenlerden biriysek, tuttuğumuz hesaplar bini aşmıştır, kim bilir demiyorum, biliyorum çünkü, aştı! Oyunumuzun adı ve vatmanımız tanık buna:

Haydeeee

Yerelden evrensele!

Sandık Görevlisi- (Seyircileri uğurlarken) Hakkı yenenler şimdi tutuyor hesapları dedikse, o beyaz torba yerine hesap tutmayı unutmayın her biriniz tamam mı? Belki o zaman kendinizi, kendinize bağışlatabilirsiniz.

Yerelden Evrensele tüm oyuncular,

Haydeeeeeee seslenişiyle birbirlerini ve izleyicileri selamlarlar.

Sandık Görevlisi-  Bertolt Brecht’in sesi kulaklarınızdan hiç silinmesin, gerisi vız gelir vız.

Bilgesu Erenus

30 Mayıs 2021 Pazar | 181 Görüntülenme

İlgili Kategori: Oyun

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

Etiketler