Düşe Yazmak

Düşe Yazmak - Mehmet Ercan

mor bir geceyi yazıyorum yıldızların kalbine

bulutları okşayan kuş kanatlarına yazıyorum

aşktan çıldıran ateş dudaklarına bir kızın

kavalından yayılan nağmelerine çobanların

seher yelinin geceyi serinleten soluğuna

toprağın elleriyle ilkyaz çiçeklerine yazıyorum

doğduğu giysileriyle esmer bir dilberin

gül tenine şiir yazıyorum dudaklarımla


beyaz atlarının sağrısına yazıyorum gökyüzünün

rüzgârların kalemiyle suların defterine

güneşten alıp çıngıyı dönüştürüyorum bir yangına

ufka kanat çırpan dumanın defterine yazıyorum

gelinlik bir kızın çeyiz sandığındaki kanaviçeye

ilk gece sevişmelerine yazıyorum utangaç

fırtınanın sahile vuran hırçın dalgalarına

kumun suyla yıkanan yüzüne yazıyorum şiirini


dağların rüzgârlarla dövüşen yanına yazıyorum

umutsuzluğun umuda döndüğü zamanlara

yeşile boyanan konya ovasının mayıs ayına

yelkovanın akreple el ele tutuştuğu anlara yazıyorum

bir düğün alayında korna çalan araba camlarına

henüz bulunmamış, bulunmayacak bir kalemle

tarih kokan yüzyılların tanığı parşömenlere

büyük harflere adını yazıyorum nakkaş titizliğiyle

kanayan bir yaranın sargı bezine yazıyorum

ağır bir ameliyatta hastasını sağaltmış

doktorun gülümseyen denizden gözlerine

yeni doğmuş bir bebeğin ilk çığlığına

maden göçüğünden kurtulmuş

kömür tozuna bulanmış madencilerin

birbirlerine sarılırken kardeşçe

gözlerindeki tanımsız sevince yazıyorum


alfabenin harflerini topluyorum koynumda

dili geçmiş zaman kipine yazıyorum

çekimli fiillerin uzayan kulaklarına

miyop bir şairin gözlük camlarına

hiç resim satmamış genç bir ressamın

gizli pençeli ayakkabı tabanına

memleketi arsızca soyan siyasilerin

hesap cüzdanlarına yazıyorum adını


savaş alanlarına haykırarak yazıyorum

belki duyar diye savaş baronları

postallarıyla birlikte kopmuş

yirmisinde askerin bedensiz bacağına

yeşil gözlerini böceklerin oyduğu

kurtlanmış, ağzı açık ölüsüne

mermisi tükenmemiş silahın şarjörüne

yollanmamış mektubun zarfına aşkını yazıyorum


yalana açık, gerçeğe gözlerini kör etmiş

televizyon ekranlarına yazıyorum öfkeyle

kendini gazete diye topluma sunan

satın alınmış tüccar kalemlerin

köşe yazılarına yazıyorum ateşle

insanlıktan nasibini almamış zavallıların

kurum tutmuş vicdanlarına yazıyorum

sesleniyorum kendilerine duyan olmuyor


bilen varsa ayıp değil söylesin

bu nasıl uzay çağıdır bilmiyorum

belki utanırlar diye kendilerinden

yaşayan ölülerin alnına yazıyorum

boğazı kesilerek infaz edilen

iyilik severin şaşkın bakışlarına

zamansız öldürülmüş direngenlerin

mezar taşlarına yazıyorum gözyaşlarımla

Mehmet Ercan

26 Nisan 2021 Pazartesi | 100 Görüntülenme

İlgili Kategori: Şiir

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın